İŞ DÜNYASI GÜNDEM
2025 YILI GENEL DEĞERLENDİRMESİ
2025 genel olarak zor bir yıl oldu. Faiz oranlarının yüksek olması, finansmana erişimin zor olması ve yüksek enflasyon hepimizi bir beden küçülttü. Sermayeler eridi. Satın alma gücü düştü. Öz sermayeler küçüldü.
Devamını Oku
İlk kez çalışanın da çalıştıranın da mutsuz olduğu bir süreç yaşıyoruz. Gelir adaletsizliği her geçen gün daha da derinleşiyor. Bu sarmaldan çıkmanın yolu; başta enflasyonu kontrol altına almak, faiz oranlarını kademeli düşürmek ve katma değerli üretimden geçer.
Sonrasında vergi adaleti sağlanmalı; vergi ve gelir adil olmadan sosyal adaleti sağlamamız mümkün olmaz.
GSMH’nin %80’ini %20’lik kısım alıyor. Bu da çok sürdürülebilir değil.
Ocak ayında toplam gelir vergisinin %99’u stopaj yoluyla sağlanmıştır. Ocak ayında ödediğimiz faiz gideri 10.6 milyar dolar. (Bu parayla 2 adet Marmaray yaparız.)
Bu yıl faiz gideri için 2.7 trilyon ayrılmıştı. Sadece ocak ayında 456 milyar faiz ödendi. Bu yaklaşık hedefin %20’si. Buradan çıkmanın yolu yapısal, kalıcı ve sürdürülebilir reformlarla mümkündür.
Uzun vadeli bir kalkınma planı, üretim odaklı dijital ve teknolojik yatırımları mutlaka hayata geçirmek zorundayız.
Hepimizin bireysel değil de toplumsal düşünceye sahip olmamız şart. Bu ülkenin dinamik ve üretken iş gücünü harekete geçirmemiz gerekmektedir.
Coğrafi ve lojistik avantajlarımız var. Endemik bitki örtümüz ve ürün çeşitliliğimiz var. Turizm, sağlık, kültür ve tarihî mirasımız var, yetişmiş insan kaynağımız var. İşçi ithalatını ve yetişmiş insan ihracatını dizginlememiz gerekiyor. Başta kamu olmak üzere israf ekonomisinden çıkmamız şart. Kazandığımızdan fazlasını tüketemeyiz; ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız. Beş milyonun üzerinde “ev genci”ni üretime ve istihdama kazandırmak zorundayız. İnsanlarımız iş bulamaz ve çalışamazken, yalnızca nitelikli ve dar kapsamlı iş alanlarına yönelmek uzun vadede ciddi sosyal ve ekonomik sorunlar doğurabilir.
Son yirmi yılda sanayi üretiminin GSMH içindeki payı yüzde 30’lardan yüzde 20’lere gerilemiş durumda. Bunun kök nedenine bakmamız gerekiyor.
Fason üretimle değil; teknolojiye dayalı, katma değeri yüksek ürünlerle büyümek zorundayız. Sadece üretmek yetmez, değer üreten üretim yapmalıyız.
Dört mevsimi yaşayan; denizi, dağı, ovası, bağı olan muhteşem bir vatana sahibiz. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede hâlâ ağırlıklı olarak karayolu taşımacılığına bağlı kalmamız büyük bir stratejik eksikliktir. Deniz taşımacılığı ve lojistikte hak ettiğimiz seviyeye ulaşamıyoruz.
Deniz ürünlerinden yeterli ekonomik değer yaratamıyoruz. Turizmde potansiyelimiz çok yüksek olmasına rağmen aldığımız pay, potansiyelimizin gerisinde kalıyor.
Binlerce yıllık medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu kadim toprakların kültürel mirasını daha güçlü biçimde ortaya çıkarmamız gerekmiyor mu?
Türkiye; Anadolu gibi eşsiz bir coğrafyada, tarih, tarım, sanayi, turizm ve denizi aynı anda stratejik bir avantaja dönüştürmek mümkündür.
Kuzey Avrupa ülkelerinden daha güzel kayak merkezlerimiz var. 10 milyonluk İsveç’in, kar turizminden aldığı payın yüzde 10’unu alamıyoruz. Termal sularımız kalite olarak dünya ortalamasının üstünde olmasına rağmen neredeyse hiç yabancı turist alamıyoruz. Sağlık turizmi başta olmak üzere birçok alanda çok avantajlara sahibiz ama kullanamıyoruz. Meralarımız, ovalarımız daha verimli kullanılmalı. Bölgesel farklılıklarımızı minimize ederek tekrar bu verimlilik topraklarını harekete geçirebilir ve kalkınmayı ülkenin tamamına yaymalıyız.
Konut yatırımlarına gösterdiğimiz ilgiyi; tarıma, hayvancılığa, sanayiye ve üreticiye de göstermeliyiz. Üretmekten başka çaremiz yok. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:
“Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.”
Bunların hepsini yapacak idrake de kuvvete de sahibiz. Enseyi karartmaya mahal yok. İnandığımızda, planladığımızda ve birlikte hareket ettiğimizde yaparız.
Bu milletin yeri; gelişmiş, medeni, zengin ve mutlu ülkelerin bulunduğu birinci ligdir.
Bunu hep beraber yapacağız. Yeter ki millî şuurumuzu kaybetmeyelim. Bu ülkenin nasıl kurulduğunu, hangi bedellerle ayakta kaldığını unutmayalım.
Her santimetresi şehit kanıyla sulanmış bu vatan bize emanet. Atalarımıza borcumuz var. Bu borç sözle değil, çalışarak ödenir.
Bugün bazıları çareyi yurt dışında arıyor. Oysa unutmayalım:
Ana gibi yar, vatan gibi diyar, olmaz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet; kolaycılıkla değil, fedakârlıkla inşa edildi. Kurucu ayarlardan sapmadan, sorumluluktan kaçmadan, üretmeden, emek vermeden güçlü bir gelecek kurulamaz.
Bu ülkede her bireyin kendi alanında yapacak çok şeyi vardır. Herkes bulunduğu görevde en iyisini yapmakla mükelleftir.
Bir kurtarıcı beklemeyin.Kurtarıcı sizsiniz.Kurtarıcı biziz. Gelecek, bugünden daha iyi olacak. Hep birlikte başaracağız. Yan yana çok olamazsak, ayrı ayrı yok oluruz.
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Süleyman EKİNCİ
İÇASİFED Başkanı
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.
