Üyelerden Haberler

EBRU YEMEK HİZMETLERİ / Ebru Erdin Sevinç

RÖPORTAJ:

Ebru Erdin SEVİNÇ -Ebru Yemek Hiz.

Önce sizi tanıyalım. Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? 

Merhaba, ben Ebru Erdin Sevinç. Ankara  Başkent Organize Sanayi Bölgesi’nde toplu yemek üretimi yapan Ebru Yemek ’in kurucusu ve  yöneticisiyim.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde iktisat okudum. Yüksek lisansımı, Başkent Üniversitesi Gastronomi Bölümün’ de yaptım .Garanti, Yapıkredi gibi bankalarda yönetici olarak çalıştım ve daha sonra gıda sektörüne geçiş yaptım. Evliyim ve iki oğlum var.

ebru yemek

Şirket öykünüz nasıl başladı?

Bankalarda yönetici olarak çalışırken bile aklımda hep gıda işi vardı. İlk oğlum doğduktan sonra bankadan ayrıldım kurumsal hayata veda edip Bilkent’te küçük bir restoran açıp yeni bir serüvene başladım. Açtığım ilk restoran benim için okul gibi oldu. Ankara’nın ünlü şefleri ile beraber çalıştık.menü hazırlama, tedarik sistemi oluşturma gibi konuları öğrendim. Aşçılık kurslarına gittim..

2011 yılında işimi büyüterek toplu yemek işine yöneldim. Şu an Başkent  Organize Sanayi Bölgesin’deki 1000m2 lik mutfağımızda Ebru Yemek olarak her gün 40’dan fazla firma için üretim yapıyoruz. Bu yıl TOBB’un düzenlediği yarışmada en hızlı büyüyen kadın girişimci olarak dereceye girdim ve ödül aldık.

Toplu yemek üretiminde güvenilir bir iş ortağıyız; yüksek hacimli operasyonlara cevap verebilen, hijyen ve kalite odaklı bir mutfakta faaliyet gösteriyoruz.

ebru yemek

Yemek, beslenme canlılar için özel bir gereksinim. Doğal olarak çalışma arkadaşlarınızı belirlerken aradığınız ölçütler neler?

Toplu yemek hizmeti yalnızca üretim değil; sağlık, hijyen, disiplin ve sürdürülebilir kalite işi. Bu nedenle ekip arkadaşlarımızda mesleki yeterliliğin yanında hijyen bilinci, sorumluluk duygusu, ekip çalışmasına uyum ve iş güvenliği kültürünü ön planda tutuyoruz. Gıda güvenliği kurallarını benimseyen, operasyon temposuna uyum sağlayabilen ve yaptığı işin insan sağlığıyla doğrudan ilişkili olduğunun farkında olan kişilerle çalışmayı önemsiyoruz.

Hangi sektörlere hizmet veriyorsunuz?

Sanayi kuruluşları, fabrikalar, üretim tesisleri ve farklı ölçeklerdeki işletmelere toplu yemek hizmeti sunuyoruz. Her sektörün çalışma düzeni, vardiya sistemi ve çalışan profili farklı olduğu için hizmet modelimizi ihtiyaca göre şekillendiriyoruz.

Hangi sektörlere hizmet veriyorsunuz?

Sanayi kuruluşları, fabrikalar, üretim tesisleri ve farklı ölçeklerdeki işletmelere toplu yemek hizmeti sunuyoruz. Her sektörün çalışma düzeni, vardiya sistemi ve çalışan profili farklı olduğu için hizmet modelimizi ihtiyaca göre şekillendiriyoruz.

img 5003 scaled
kahvalti ikram scaled
img 4649 scaled

Menü planlamasını nasıl yapıyorsunuz? Beslediğiniz insanların yemek tercihleri nasıl? Menüden eksik olmayan yemek var mı?

Menü planlamasını diyetisyen ve gıda mühendislerimizin desteğiyle; kalori dengesi, çalışan profili, mevsimsellik, ürün erişilebilirliği ve damak tadı gibi kriterleri dikkate alarak hazırlıyoruz. Geleneksel Türk mutfağı hâlâ en çok tercih edilen çizgide yer alıyor. Çorba, pilav-grubu ürünler, etli yemekler ve yardımcı garnitürler menülerde önemli yer tutuyor. Yoğurt ve salata gibi tamamlayıcı ürünler de çalışanların günlük tercihleri arasında öne çıkıyor.

Ülkemizde sık olmasa da gıda zehirlenmesi olayları yaşanıyor. Gıda güvenliği için hangi standartları uyguluyorsunuz?

Gıda güvenliği bizim için en kritik başlık. Üretimin tüm aşamalarında HACCP prensipleri doğrultusunda çalışıyoruz. Hammaddenin kabulünden depolamaya, üretimden sevkiyata kadar tüm süreçlerde sıcaklık takibi, izlenebilirlik, personel hijyeni ve düzenli analiz uygulamaları yürütülüyor. Ayrıca çalışanlarımız düzenli hijyen eğitimlerinden geçiriliyor ve üretim alanlarımız sürekli denetleniyor.

ebru yemek1
ebru yemek7

Yemeklerde kullandığınız gıda ürünlerinin tedarikini nasıl sağlıyorsunuz?

Tedarik sürecinde onaylı ve düzenli denetlenen firmalarla çalışıyoruz. Ürünlerin kalite belgeleri, üretim koşulları ve sürekliliği bizim için önemli kriterler. Özellikle et, süt ürünleri ve kuru gıda gibi kritik kalemlerde izlenebilirliği yüksek tedarik zinciri oluşturuyoruz. Mevsimsel ürünlerde mümkün olduğunca taze ve günlük tedariğe yöneliyoruz

Yemekler hangi sürede ve nasıl teslim ediliyor?

Üretim modeli ve hizmet verilen lokasyona göre değişmekle birlikte yemekler sıcak zincir korunarak, özel taşıma ekipmanlarıyla sevk ediliyor. Amaç, yemeğin üretildiği kaliteyi servis noktasına aynı şekilde ulaştırmak. Sevkiyat planlaması vardiya saatlerine ve işletmenin çalışma düzenine göre organize ediliyor.

⁠Gıda enflasyonunda dünya birincisi miyiz bilmiyorum ama bulunduğumuz coğrafyada en yüksek oranlardan birini yaşıyoruz. Fiyatlar neredeyse günlük değişiyor. Maliyet hesabı ve müşteriyle sözleşmeyi nasıl yapıyorsunuz? Enflasyon oranını ürünlere hangi aralıklarla yansıtıyorsunuz?

Toplu yemek sektörü doğrudan ham madde maliyetlerinden etkilenen bir alan. Et, süt ürünleri, bakliyat, enerji ve lojistik giderlerinde yaşanan hızlı değişimler maliyet yönetimini zorlaştırıyor. Bu nedenle sözleşmelerde genellikle belirli dönemlerde güncelleme mekanizmaları oluşturuluyor. Fiyat revizyonları; resmi enflasyon verileri, ana ham madde maliyetleri ve piyasa koşulları dikkate alınarak karşılıklı değerlendirmeyle yapılıyor. Burada en önemli konu, hem hizmet kalitesini korumak hem de sürdürülebilir bir yapı oluşturabilmek.

img 1313 scaled

Türkiye’de toplu yemek hizmeti oldukça yaygın. Sektörün önde gelenlerinin sahiplik yapıları nasıl? Bir oran var mı?

Türkiye’de toplu yemek sektörü büyük ölçüde yerli sermayeli şirketlerden oluşuyor. Bunun yanında uluslararası bağlantıları bulunan veya yabancı ortaklı yapılar da mevcut. Sektörde hem kurumsal ölçekte faaliyet gösteren büyük firmalar hem de bölgesel hizmet veren orta ölçekli şirketler bulunuyor. Maalesef çok fazla merdiven altı tabir ettiğimiz firma da var. Ve böyle kurumsal olmayan firmalar piyasa dinamiklerini çok bozuyorlar.

Sami GÖKÇE

EBRU YEMEK HİZMETLERİ / Ebru Erdin Sevinç Devamını Oku »

ZAMAMNSIZ KADINLAR / Av. Elif Şahin

Perçin’in 28.sayısı için hangi üyeyle röportaj yapacağımızı konuşurken Gülşen Hanım, genç ve başarılı bir avukat olan Elif Şahin Uğurlu’nun  geliri sokak hayvanlarına  ve gereksinim sahiplerine verilmek üzere 15 kadınla birlikte bir kitap yazdığını söyledi. Bizim Elif ve Şebnem Hanım da “olur” dercesine bakınca, söyleşi kararı çoktan alınmıştı bile. Eliflerin  (Avukat Elif ve İş insanı Elif Sargın) belirlediği gün ve saatte  OSİAD üyesi Avukat Elif Şahin Uğurlu’nun ofisine gittik söyleşi yapmak üzere.

Percin 28 24 24
sayfa

Sıcak bir karşılama, ardından gelen çay ve kurabiye ikramı ile birlikte aslında söyleşi de başlamıştı.

İlk soru “Bu kadar işin arasında nerden aklınıza geldi kitap yazmak?” oldu.

Bir yoga kursunda, kursa katılanlar konuşurken ortaya atılan fikrin yaklaşık bir yıl tartışılması ve olgunlaştırılması sonucu ortaya çıkmış!

“O gün de öyle oldu.

Aysun Çimenci Hoca, dersin sonunda kadınların arasında dolaşan konuşmaları dinliyordu. Kadın haklarından, hayattan, geçmişten, bugünlerden söz ediliyordu. Herkesin anlatacak bir hikâyesi vardı. Kimi öğretmendi, kimi emekli, kimi hâlâ çalışıyordu. Kimi çocuklarını büyütmüş, kimi torunlarının peşinden koşmuş, kimi yıllarca devlet memurluğu yapmıştı.

Hepsinin ortak bir yanı vardı:

Hayatın içinden geliyorlardı.

Ve hepsi bir şekilde mücadele etmişti.

Bir süre sonra Aysun Hoca’nın aklına bir fikir geldi:

“Kitap yazalım.”

Önce herkes sustu.

Kitap mı?

Kim yazacaktı?

Ne yazılacaktı?

Hangi konuda yazılacaktı?

Hikâye mi olacaktı, deneme mi, masal mı?

Kimse tam olarak bilmiyordu.

Ama bazen bir fikrin gerçekleşmesi için önce onun mümkün olduğuna inanmak gerekmez.

Bazen yalnızca “Neden olmasın?” demek yeterlidir.

İşte böyle başlamış “Zamansız Kadınlar”ın yazılması fikri.

Zamansız Kadınlar
Zamansız Kadınlar Kitap Kapağı

Avukat Elif, hikayesinde her ne kadar nüfusta Raziye olarak bilinse de herkesçe Remziye olarak bilinen anneannesinden ilham almış. Ve yakın zamanda vefat eden anneannesine bu hikayeyi yazmış aslında. Köyde geçen çocukluk günleri…Toprak kokusu…hayatın zorlukları…Kadınların görünmeyen emeği…bir ömrün sessizce başlayıp sessizce sona ermesi… Hikayenin ismi gibi “Sıradan Bir Ölüm.” Yetmiş yıl yaşamak…Çocuk büyütmek…Tarlada çalışmak… Aile kurmak…Sabah kalkıp akşam yeniden eve dönmek…Bütün bunlar da bir başarıydı. Belki de en büyük başarı buydu. Hayatta kalmak.

Zamansız Kadınlar’da Kimi torununa seslenmiş, Kimi kendi hayatından yola çıkmış, kimi deneme, kimi hikâye yazmış. Ve başarmışlar. Birinin ayağına basmadan…birini geride bırakmadan…“Önce benim yazım çıksın.” demeden…kıskançlıkla değil, dayanışmayla.. Kitabın kapağındaki çark da bu yüzden yalnızca bir resim değil bir fikrin sembolü.

Ciddi bir sorun haline gelen sokakta yaşayan patili dostlarla insan ilişkileri bu kitabın da ortaya çıkmasına sebep olan temel sebeplerden. Hayvanların toplanması…Barınaklar…Sahiplendirme…Kısırlaştırma…Sokağa terk edilen hayvanlar…Ve insanın doğaya müdahalesi.  Söyleşimiz boyunca bu konulara da değindik.  Zaten kitaptan elde edilen gelirin büyük kısmı ile gönüllü olarak hayvanlara yardım eden sosyal medyada la-patikolar adıyla faaliyet gösteren hayvan gönüllülerine, kendileri baktıkları sokak hayvanlarına,  onkoloji hastanesine vb birçok yere de destek olmuşlar.  Az çok demeden fayda sağlamışlar.

Avut Elif’in söylediği bir cümle, konuşmanın merkezine oturdu:“Bir hayvanı kurtarmak bile yeter.”

r
whatsapp image 2026 09 07 at 18.09.46
whatsapp image 2026 09 07 at 16.35.29e

Konuşmalarımız sırasında çocukluğundan beri sevdiği bir anlatıyı anımsadı Elif. “Denizyıldızı” hikayesinden bahsetti. Kıyıya vuran binlerce denizyıldızı vardı. Bir adam onları tek tek denize atıyordu. Biri ona: “Ne fark eder? Hepsini kurtaramazsın.” demişti. Adam elindeki denizyıldızını denize bırakıp biri bile kurtulsa yeter! Demişti. Bütün dünyayı değiştiremeyeceklerini biliyorlardı. Ama bir köpeği kurtarabilirlerdi. Bir kediyi tedavi ettirebilirlerdi. Bir hayvana yuva bulabilirlerdi. Bir insanın sofrasına yemek koyabilirlerdi. Bir kadına cesaret verebilirlerdi. Bazen bir hayatı değiştirmek için bütün dünyayı değiştirmek gerekmiyordu.

Bir kişiye dokunmak yeterdi.

Konuşmalar ilerledikçe başka bir çelişki de ortaya çıktı. Şehir ve köy hayatı. İnsanlar köyden şehre gelmek istiyordu. Şehirde yaşayanlar ise hafta sonu köye kaçmak, köy kahvaltısı yapmak, doğaya gitmek istiyordu. Köylü şehirli olmak istiyor, şehirli köye dönmek istiyordu. Ne yaman çelişki değil mi?

Şehir insanı da aslında yıllar sonra aradığı huzurun yıllar önce terk ettiği yerde olduğunu fark ediyordu. Belki sorun köyde ya da şehirde değildi. Sorun, insanın elindekinin değerini ancak kaybettikten sonra anlamasıydı.

Kitabın sonunda Merhume Aysun Çimenci Hocanın yazdığı bir şiir vardı. Merhume diyorum çünkü biz bu röportajı yaptıktan kısa süre sonra röportaj düzenlenirken kitabın yazılmasına vesile olan ve hayatı boyunca birçok canlıya iyiliği dokunmuş Aysun hanımın vefat ettiğini öğrendik.  Bu duruma oldukça üzüldük ancak bu röportaj umarız onun da ruhuna dokunur. Anısı diğer öğrencileri tarafından elbette ömür boyu yaşatılacaktır.

Aysun hanım  tam da şiirinde kadınların mücadelesini anlatmıştı. Savaşmaktan, kaybetmekten, acıdan, yeniden ayağa kalkmaktan söz ediyordu.

imza2

Çünkü kadın olmak çoğu zaman yalnızca yaşamak değil, varlığını kabul ettirmek anlamına geliyordu.

Ve belki de kadınların en büyük mücadelesi, birbirlerinin rakibi olmadıklarını anlamalarıydı.

Bir kadın yükseldiğinde başka bir kadının düşmesi gerekmiyordu.

Bir kadın başarılı olduğunda diğerinin başarısız olması gerekmiyordu.

Bir kadın öne çıktığında diğeri geride kalmak zorunda değildi.

Çark bunun için önemliydi.

Çünkü çarkta tek bir dişli yoktu.

Hepsi birlikte dönüyordu.

Ve belki bütün hikâyenin özü tek bir cümlede saklıydı: “Varmak değil, yolda olmak lazım.” Çünkü kitap aslında kadınların vardığı yer değildi. Yola çıkmalarıydı. Bir yoga dersinin sonunda başlayan küçük bir fikir… On beş kadının ellerinde büyüdü. Bir çarka dönüştü. Bir kitaptan başka hayatlara ulaştı. Bir hayvana mama oldu. Bir hastanın ailesine yemek oldu. Bir kadına cesaret oldu. Ve belki bir gün, kitabın son sayfasını kapatan başka bir kadın kendi kendine şu soruyu sordu: “Peki ya benim hikâyem?

Değerli okurlar,

Ya sizin hikayeniz…

Sami GÖKÇE

Gazeteci/OSİAD Basın Danışmanı

 

ZAMAMNSIZ KADINLAR / Av. Elif Şahin Devamını Oku »

E&B SU JETİ / Birsen AÇIKGÖZ

Basıncı Güce Dönüştüren Bir Yolculuk

EB Su Jeti’nin hikâyesi 1985 yılında, yüksek kimya mühendisi İbrahim Nurel Açıkgöz’ün vizyonuyla başladı.
Endüstriyel kimyasal temizlik alanında çalışırken, dünyada yalnızca yüksek basınçlı su kullanılarak yapılan temizlik uygulamalarını gözlemledi ve bu yöntemin Türkiye sanayisi için güçlü bir alternatif olacağına inandı.

E-B Su Jeti

Küçük bir sermaye, tek bir makine ve Ankara Anıttepe’de 35 metrekarelik bir ofis ile başlayan bu yolculuk, kısa sürede sektörde öncü bir yapıya dönüştü.  2006 yılında Ankara’da Ostim Sanayi Bölgesine taşınarak 18 yıl hizmetlerine OSTİM’de devam etti. 2025 yılı sonundan beri Keçiören Ovacık Bölgesindeki Alüminyum Sanayi Sitesinde faaliyetlerine devam etmektedir.

Başlangıçta yalnızca su jeti ile temizlik hizmeti verilirken, müşterilerin kendi makinelerini talep etmesiyle birlikte makine satışı, bakım-onarım, yedek parça ve aksesuar tedariği de faaliyet alanına eklendi. EB Su Jeti böylece bir hizmet firması olmaktan çıkarak tam kapsamlı bir çözüm ortağı haline geldi.

eb6

Bugün şirketin makineleri şeker fabrikalarından tersanelere, çimento ve kimya tesislerinden haddehaneler ve demir-çelik sanayine kadar Türkiye’nin kritik üretim noktalarında aktif olarak çalışmaktadır.
27 kişilik uzman kadrosu ile satış, servis ve teknik destek hizmetleri kesintisiz şekilde sürdürülmektedir.

eb6
eb3
eb2

1985’ten 2026’ya kadar Türkiye’nin yaşadığı tüm ekonomik krizlerde EB Su Jeti küçülmeden yoluna devam etti.
Hiçbir personel kriz gerekçesiyle işten çıkarılmadı, hiçbir taahhüt feshedilmedi.
Şirketin temel ilkesi başından beri nettir: müşteriye sınırsız teknik destek ve 7/24 ulaşılabilirlik.

eb3

Sektörde yeni bir eşik olarak görülen ultra yüksek basınçlı su jeti sistemleri konusunda artan talep, firmayı bu alanda daha derin mühendislik yatırımları yapmaya yönlendirmektedir. 

Önümüzdeki 5–10 yıllık hedefler arasında ultra yüksek basınçlı sistemlerde uzmanlaşma, ihracat hacmini katlayarak artırma, yurt içi ve yurt dışında üretim kapasitesini güçlendirme, kurumsallaşma yatırımlarını hızlandırma ve dijital dönüşümü operasyonların merkezine yerleştirme yer almaktadır.

eb2

EB Su Jeti için liderlik bir unvan değil, bir sorumluluktur.
35 metrekarelik bir ofisten doğan bu yapı, bugün Türkiye sanayisinin kritik noktalarında güvenle çalışan sistemlere dönüşmüş durumda.
Basıncı yalnızca suya değil, vizyona da uygulayan bir anlayışla EB Su Jeti, sektörünün geleceğini şekillendirmeye devam etmektedir.

Birsen AÇIKGÖZ

Firma Sahibi

www.ebsujeti.com.tr

Tel:+90) 312-394 12 70 

e-mail:eb@ebsujeti.com.tr

 

E&B SU JETİ / Birsen AÇIKGÖZ Devamını Oku »