KÜNYE
Yayın Sahibi
OSİAD
Ostim Sanayici ve İş İnsanları Derneği
Yönetim Kurulu
Adına Başkan
Esat HİSARCIKLILAR
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Sami GÖKÇE
OSİAD Basın Danışmanı
Yayın Kurulu
Sami GÖKÇE
Gülşen Sucu İNAL
Şebnem KURT
Elif SARGIN
Atila ÇINAR
Emrah Çağrı YENİ
Hatice ERDOĞAN
Grafik Tasarım
Gülşen Sucu İNAL
Şebnem KURT
Elif SARGIN
Editörler
Şebnem KURT
Elif SARGIN
Sıla KAYA
Yayın Adresi
Ostim Serhat Mah, Uzay Çağı Cd. No:76, 06370 Yenimahalle/Ankara
UZUN ÖMÜRLÜ OLSUN
Değerli Dostlarım,
OSTİM Sanayici ve İş İnsanları Derneği (OSİAD) 35. kuruluş yılını kutluyor. Kurulduğu günden bu yana Mustafa Kemal Atatürk’ün sanayi ve kalkınma anlayışına uygun şekilde hareket eden; işçisiyle, yöneticisiyle ve işvereniyle özel bir topluluğuz. Çatısı altında bulunduğumuz derneğimiz de aynı anlayışın güçlü bir temsilcisidir.
Devamını Oku
OSTİM Sanayici ve İş İnsanları Derneği (OSİAD) 35. kuruluş yılını kutluyor. Kurulduğu günden bu yana Mustafa Kemal Atatürk’ün sanayi ve kalkınma anlayışına uygun şekilde hareket eden; işçisiyle, yöneticisiyle ve işvereniyle özel bir topluluğuz. Çatısı altında bulunduğumuz derneğimiz de aynı anlayışın güçlü bir temsilcisidir.
Kurucularımız geçmişte hem sanayi hem de sosyal alanda örnek çalışmalar ortaya koydular. Bizler de onlardan devraldığımız bu bayrağı daha ileriye taşımak ve bizden sonraki kuşaklara en güçlü şekilde teslim etmek zorundayız.
Bu bağlamda, göreve geldiğimiz bir sene içinde üyelerimize katkı sağlayacak, onların sorunlarına bir nebze olsun merhem olacak faaliyetlere imza attık. Bu bir yılda;
- Tam 10 yıl aradan sonra OSİAD’ın dergisi olan PERÇİN tekrardan yayın hayatına başladı,
- 25 yeni üye kaydı yaptık,
- 17 adet eğitim/seminer/webinar,
- 42 adet yönetim kurulu toplantısı,
- 83 adet üye ziyareti,
- 8 adet iş birliği görüşmeleri (milli eğitim müdürlükleri, bakanlıklar, üniversiteler),
- 2 adet Avrupa Birliği projesi,
- 12 adet akademi toplantısı,
- 7 adet indirim protokolü sözleşmesi (Opet, Başkent Üniversitesi, ABC Anaokulları, Delta İş Makineleri, Özel Batıkent Bilgi Hastanesi, Dünya Göz Hastanesi, Lösante),
- 77 adet kurum ziyareti (dernekler, federasyonlar, konfederasyonlar, OSB’ler, yerel yönetimler, bakanlıklar, üniversite ziyaretleri),
- 2 adet kültür-sanat etkinliği (tiyatro, doğa gezisi),
- 1 adet Yeşil Zirve Çalıştayı,
- 3 adet kadın üyelerle etkinlik (komisyon kahvaltısı ve kadınlar günü programları),
- 3 adet yeni komisyon (hukuk komisyonu, kültür-sanat komisyonu, üye destek ve gelişim komisyonu),
- 3 adet OSİAD’a katkı çalışması (sanayi belgeseli, e-bülten, anket çalışması)
- 65 adet basın duyurusu (yazılı/dijital/tv kanalı) gerçekleştirdik.

PERÇİN’İN tekrardan yayın hayatına başlamasıyla beraber hem etkinliklerimizi duyurmak hem de üyelerimizin arasını güçlendirmek amacıyla hamleler yapmaya devam edeceğiz.
OSİAD Yönetim Kurulu Toplantımızda aldığımız karar gereği oluşturduğumuz komisyona başkanlık eden Yönetim Kurulu Üyemiz Gülşen Sucu İnal başta olmak üzere diğer ekip arkadaşlarıma da ayrıca bir parantez açmak istiyorum. İki ay gibi kısa bir süre içerisinde dergimiz tekrar yayın hayatına hazır hale geldi. Bu noktada üyelerimiz Şebnem Kurt ve Elif Sargın’a teşekkür ediyorum. Burada bir parantez de OSİAD Basın Danışmanız Sami Gökçe Beyefendiye açmak istiyorum. O da derginin tasarım ve editörlük aşamasında gecesini gündüzüne katarak büyük emek sarf etti.
Her şeyden önce faydalı ve kalıcı bir iş yapmak amacıyla yola çıktığımızı bilmenizi isterim. Görüş ve önerileriniz bizim için büyük önem taşımaktadır.
Bu vesileyle Perçin ekibine derneğimiz adına tekrardan teşekkür ediyor, siz değerli üyelerimize keyifli okumalar diliyorum.
Ayrıca Ramazan Bayramınızı da en içten dileklerimle kutluyorum.
İyi okumalar, iyi bayramlar.
Esat Hisarcıklılar
Ostim Sanayici ve İş İnsanları Derneği (OSİAD)
Yön. Kur. Başkanı
2025 YILI GENEL DEĞERLENDİRMESİ
2025 genel olarak zor bir yıl oldu. Faiz oranlarının yüksek olması, finansmana erişimin zor olması ve yüksek enflasyon hepimizi bir beden küçülttü. Sermayeler eridi. Satın alma gücü düştü. Öz sermayeler küçüldü.
Devamını Oku
İlk kez çalışanın da çalıştıranın da mutsuz olduğu bir süreç yaşıyoruz. Gelir adaletsizliği her geçen gün daha da derinleşiyor. Bu sarmaldan çıkmanın yolu; başta enflasyonu kontrol altına almak, faiz oranlarını kademeli düşürmek ve katma değerli üretimden geçer.
Sonrasında vergi adaleti sağlanmalı; vergi ve gelir adil olmadan sosyal adaleti sağlamamız mümkün olmaz.
GSMH’nin %80’ini %20’lik kısım alıyor. Bu da çok sürdürülebilir değil.
Ocak ayında toplam gelir vergisinin %99’u stopaj yoluyla sağlanmıştır. Ocak ayında ödediğimiz faiz gideri 10.6 milyar dolar. (Bu parayla 2 adet Marmaray yaparız.)
Bu yıl faiz gideri için 2.7 trilyon ayrılmıştı. Sadece ocak ayında 456 milyar faiz ödendi. Bu yaklaşık hedefin %20’si. Buradan çıkmanın yolu yapısal, kalıcı ve sürdürülebilir reformlarla mümkündür.
Uzun vadeli bir kalkınma planı, üretim odaklı dijital ve teknolojik yatırımları mutlaka hayata geçirmek zorundayız.
Hepimizin bireysel değil de toplumsal düşünceye sahip olmamız şart. Bu ülkenin dinamik ve üretken iş gücünü harekete geçirmemiz gerekmektedir.
Coğrafi ve lojistik avantajlarımız var. Endemik bitki örtümüz ve ürün çeşitliliğimiz var. Turizm, sağlık, kültür ve tarihî mirasımız var, yetişmiş insan kaynağımız var. İşçi ithalatını ve yetişmiş insan ihracatını dizginlememiz gerekiyor. Başta kamu olmak üzere israf ekonomisinden çıkmamız şart. Kazandığımızdan fazlasını tüketemeyiz; ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız. Beş milyonun üzerinde “ev genci”ni üretime ve istihdama kazandırmak zorundayız. İnsanlarımız iş bulamaz ve çalışamazken, yalnızca nitelikli ve dar kapsamlı iş alanlarına yönelmek uzun vadede ciddi sosyal ve ekonomik sorunlar doğurabilir.
Son yirmi yılda sanayi üretiminin GSMH içindeki payı yüzde 30’lardan yüzde 20’lere gerilemiş durumda. Bunun kök nedenine bakmamız gerekiyor.
Fason üretimle değil; teknolojiye dayalı, katma değeri yüksek ürünlerle büyümek zorundayız. Sadece üretmek yetmez, değer üreten üretim yapmalıyız.
Dört mevsimi yaşayan; denizi, dağı, ovası, bağı olan muhteşem bir vatana sahibiz. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede hâlâ ağırlıklı olarak karayolu taşımacılığına bağlı kalmamız büyük bir stratejik eksikliktir. Deniz taşımacılığı ve lojistikte hak ettiğimiz seviyeye ulaşamıyoruz.
Deniz ürünlerinden yeterli ekonomik değer yaratamıyoruz. Turizmde potansiyelimiz çok yüksek olmasına rağmen aldığımız pay, potansiyelimizin gerisinde kalıyor.
Binlerce yıllık medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu kadim toprakların kültürel mirasını daha güçlü biçimde ortaya çıkarmamız gerekmiyor mu?
Türkiye; Anadolu gibi eşsiz bir coğrafyada, tarih, tarım, sanayi, turizm ve denizi aynı anda stratejik bir avantaja dönüştürmek mümkündür.
Kuzey Avrupa ülkelerinden daha güzel kayak merkezlerimiz var. 10 milyonluk İsveç’in, kar turizminden aldığı payın yüzde 10’unu alamıyoruz. Termal sularımız kalite olarak dünya ortalamasının üstünde olmasına rağmen neredeyse hiç yabancı turist alamıyoruz. Sağlık turizmi başta olmak üzere birçok alanda çok avantajlara sahibiz ama kullanamıyoruz. Meralarımız, ovalarımız daha verimli kullanılmalı. Bölgesel farklılıklarımızı minimize ederek tekrar bu verimlilik topraklarını harekete geçirebilir ve kalkınmayı ülkenin tamamına yaymalıyız.
Konut yatırımlarına gösterdiğimiz ilgiyi; tarıma, hayvancılığa, sanayiye ve üreticiye de göstermeliyiz. Üretmekten başka çaremiz yok. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:
“Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.”
Bunların hepsini yapacak idrake de kuvvete de sahibiz. Enseyi karartmaya mahal yok. İnandığımızda, planladığımızda ve birlikte hareket ettiğimizde yaparız.
Bu milletin yeri; gelişmiş, medeni, zengin ve mutlu ülkelerin bulunduğu birinci ligdir.
Bunu hep beraber yapacağız. Yeter ki millî şuurumuzu kaybetmeyelim. Bu ülkenin nasıl kurulduğunu, hangi bedellerle ayakta kaldığını unutmayalım.
Her santimetresi şehit kanıyla sulanmış bu vatan bize emanet. Atalarımıza borcumuz var. Bu borç sözle değil, çalışarak ödenir.
Bugün bazıları çareyi yurt dışında arıyor. Oysa unutmayalım:
Ana gibi yar, vatan gibi diyar, olmaz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet; kolaycılıkla değil, fedakârlıkla inşa edildi. Kurucu ayarlardan sapmadan, sorumluluktan kaçmadan, üretmeden, emek vermeden güçlü bir gelecek kurulamaz.
Bu ülkede her bireyin kendi alanında yapacak çok şeyi vardır. Herkes bulunduğu görevde en iyisini yapmakla mükelleftir.
Bir kurtarıcı beklemeyin.Kurtarıcı sizsiniz.Kurtarıcı biziz. Gelecek, bugünden daha iyi olacak. Hep birlikte başaracağız. Yan yana çok olamazsak, ayrı ayrı yok oluruz.
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Süleyman EKİNCİ
İÇASİFED Başkanı
2026 BÜTÇESİ, VERGİLER ve SANAYİ ÜZERİNDEKİ BASKI
“Sanayici İçin 2026 Büyüme Değil, Denge Ve Dayanıklılık Yılı Olacak”
Ostim Sanayici ve İş İnsanları Derneği (OSİAD)’ın üyeleri için hazırladığı ilk elektronik dergi olan PERÇİN’in çıkış sayısında üyelerimizden Yeminli Mali Müşavir Hatice Erdoğan ile röportaj yaptık. Hatice Erdoğan sanayicilere “bütçenizi dikkatli ve dengeli kullanın” uyarısı yaptı.
İşte o röportaj
Devamını Oku
Soru 1: Merhaba Hatice Hanım.. 2026 bütçesi yaklaşık 18,9 trilyon TL gider ve 2,7 trilyon TL açıkla TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe girdi. Bu açık nasıl kapatılacak?
Cevap:
2026 bütçe açığı, teknik olarak nakit finansman ihtiyacı anlamına geliyor ve bu açığın kapatılmasında temel araç yine borçlanma olacak. Özellikle iç borçlanma, Hazine’nin ana finansman yöntemi olarak öne çıkıyor. Bunun yanında vergi gelirlerini artırmaya yönelik adımlar, Merkez Bankası ve kamu kurumlarının kâr transferleri ile sınırlı özelleştirme gelirleri bütçeyi destekleyecek.
Ancak burada kritik nokta şu: 2023’ten bu yana bütçe gelirlerinin artışında asıl yükü vergiler taşıyor. Özellikle KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin bütçe içindeki payı belirgin biçimde yükselmiş durumda. KDV ve ÖTV’de yapılan oran ve matrah güncellemeleri, dolaylı vergilerin bütçe içindeki payını kalıcı biçimde %65 bandına taşımıştır.2026’da da bu eğilimin devam etmesi bekleniyor.
Bunun sonucu olarak;
- Enflasyonist ortamda otomatik gelir artışı sağlamakta,
- Ancak sanayici ve tüketici açısından maliyetleri zincirleme artırmaktadır.
Soru 2: 2024’ten itibaren bütçe içinde vergilerin rolü nasıl değişti?
Cevap:
2024 sonrası bütçe politikalarında net bir tablo var:
Vergi gelirleri bütçenin ana dayanağı hâline geldi.
- Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı artıyor,
- Enflasyon, vergi tahsilatını otomatik olarak büyütüyor,
- Harçlar, fonlar ve çeşitli ücretler daha sık güncelleniyor.
Bu durum kamu maliyesi açısından kısa vadede gelir yaratıyor; ancak reel sektör açısından maliyet baskısını kalıcılaştırıyor. Özellikle sanayi için bu tablo, üretim maliyetleri üzerinden büyümeyi sınırlayan bir etki yaratıyor.
Soru 3: 2026 bütçesini sanayici ve yatırımcı açısından nasıl okumalıyız?
Cevap:
Sanayici açısından 2026 bütçesi üç temel mesaj veriyor:
1. Vergi yükü artış eğiliminde
2. Finansman pahalı ve erişim zor
3. Teşvikler seçici ve sınırlı
Özellikle asgari kurumlar vergisi uygulamasıyla birlikte; yatırım teşvikleri, Ar-Ge indirimi, geçmiş yıl zararları gibi unsurlar artık vergi yükünü tamamen sıfırlayamıyor. Bu da sermaye yoğun yatırımların geri dönüş süresini uzatıyor.
Soru 4: Yüksek bütçe açığı ve faiz giderleri sanayiciyi neden bu kadar tedirgin ediyor?
Cevap:
Çünkü bütçede yüksek açık ve faiz gideri demek:
- Yeni vergi riskinin artması,
- Kredi faizlerinin yukarı yönlü baskı altında kalması,
- Banka kaynaklarının kamu kağıtlarına yönelmesi anlamına geliyor.
Bu durum, sanayici açısından “crowding out”, yani özel sektörün finansmana erişiminin daralması riskini güçlendiriyor. Sonuç olarak yatırım kararları erteleniyor.
Soru 5: Araştırmalar sanayicilerin çoğunun 2026’da yatırım yapmayı düşünmediğini gösteriyor. Bu normal mi?
Cevap:
Evet, mevcut koşullarda bu oldukça rasyonel bir davranış.
Uzun vadeli yatırım kredilerinde %45–55 bandındaki maliyetler, talep belirsizliği ve girdi fiyatlarındaki artış sanayiciyi “bekle-gör” pozisyonuna itiyor.
Bu nedenle 2026’da büyük ölçekli yeni yatırımlar yerine:
- Verimlilik,
- Dijitalleşme,
- Otomasyon,
- Enerji tasarrufu
odaklı daha küçük ölçekli yatırımlar öne çıkıyor.
Soru 6: Savunma ve teknolojiye ayrılan yüksek bütçe, yatırım tercihlerini değiştiriyor mu?
Cevap:
Kesinlikle evet. Savunma ve teknoloji odaklı harcamalar; metal, makine, elektronik, yazılım ve kompozit malzeme gibi alanlarda faaliyet gösteren firmalar için daha güvenli ve öngörülebilir bir yatırım alanı yaratıyor.
Ancak bu durum, savunma dışı geleneksel sektörler için dolaylı bir kaynak dışlanması da yaratabiliyor. Yani yatırım tercihlerinde sektörel bir kayma söz konusu.
Soru 7: Son olarak, 2026 bütçesi imalat sanayi için bir büyüme yılı mı?
Cevap:
Hayır. 2026 bütçesi imalat sanayi açısından bir “büyüme yılı” değil, daha çok:
- Ayakta kalma,
- Maliyet kontrolü,
- Nakit akışı yönetimi,
- Mevcut kapasiteyi koruma
yılı olarak değerlendirilmeli.
Bu nedenle 2026, agresif yatırım ve hızlı genişleme yılı değil; denge ve direnç yılı olarak okunmalı.
SONUÇ OLARAK
2024’ten bu yana artan vergi yükü, yüksek finansman maliyetleri ve bütçe açığı baskısı altında şekillenen 2026 bütçesi; sanayi ve yatırım cephesinde temkinli, seçici ve savunmacı bir ekonomik davranışı beraberinde getiriyor. Reel sektör için öncelik büyümeden ziyade sürdürülebilirlik olacak.
Hatice ERDOĞAN
Yeminli Mali Müşavir
ÖNLEYİCİ HUKUK:SANAYİCİNİN GÖRÜNMEYEN SİGORTASI
Günümüz ekonomilerinde daralmalar olabilir, krizler yaşanabilir ya da piyasalarda kâr marjı düşebilir; ancak hukuki risk marjı düşürülmezse şirketler büyürken kırılganlaşır, hatta şirketlerin batmasına kadar neticeler doğurabilir.
Devamını Oku
İş insanları üretir, yatırım yapar, istihdam sağlar. Ancak, ticari hayat yalnızca üretim ve satıştan ibaret değildir. Atılan her imza, yapılan her sözleşme, verilen her ticari taahhüt aynı zamanda hukuki bir sonuç doğurur.
Uygulamada ise hukuk çoğu zaman sorun çıktıktan sonra hatırlanır. Oysa modern ticari anlayışta hukuk, kriz çözme aracı değil; kriz önleme mekanizmasıdır. İşte bu yaklaşımın adı önleyici hukuktur.
Önleyici Hukuk Nedir?
Önleyici hukuk; şirket faaliyetleri sırasında doğabilecek hukuki risklerin önceden tespit edilmesi ve bu risklerin sözleşmeler, iç prosedürler ve düzenli danışmanlık yoluyla minimize edilmesidir.
Başka bir ifadeyle; insanın hastalandıktan sonra tedaviye başlaması değil, hastalanmaması için gereken tüm adımları atmasıdır.
Sanayici Neden Daha Yüksek Risk Altındadır?
Sanayi işletmeleri yüksek hacimli ve çoğu zaman vadeli ticaret yapar. Çek ve senet işlemleri, tedarik sözleşmeleri, işçi-işveren ilişkileri, vergi ve SGK yükümlülükleri, finansman süreçleri, yerelde ve globaldeki gelişmeler, siyasi krizler ve grup şirket yapılanmaları gibi ciddi hukuki riskler barındırır.
Kişisel Sorumluluk Gerçeği
Limited ve anonim şirket yapısı, çoğu zaman “tam koruma” algısı oluşturur. Oysa özellikle vergi, SGK, banka kredileri ve bazı ticari sorumluluk alanlarında şirket yöneticilerinin ve belirli durumlarda ortakların şahsi sorumluluğu gündeme gelebilmektedir. Bu sorumluluklar kişilerin bir ömür boyu yükümlülük altına sokabilmektedir.
Önleyici hukuk yaklaşımı; doğru yetkilendirme, yazılı karar mekanizmaları, düzenli iç denetim ve hukuki danışmanlık yoluyla bu riskleri önemli ölçüde azaltır.
Hukuk Bir Masraf Değil, Yönetim Aracıdır
Birçok işletmede hukuki danışmanlık “gider kalemi” olarak görülmektedir. Oysa doğru yapılandırılmış bir hukuki sistem:
- Tahsilat riskini azaltır,
- Uyuşmazlık sayısını düşürür,
- Sözleşme kaynaklı zararları önler,
- Şirket itibarını korur, şirketi kurumsallaştırarak, kişilerden bağımsız kendi kendini yönetebilen kuruluşlar haline getirir.
- Yönetimin daha güvenli ve öngörülebilir karar almasını sağlar.
Bu nedenle hukuk müşavirliği ya da düzenli hukuki danışmanlık bir lüks değil, sürdürülebilir büyümenin parçasıdır.
Somut Önleyici Adımlar
İş insanları için uygulanabilir bazı temel adımlar şunlardır:
- Tüm sözleşmelerin periyodik olarak gözden geçirilmesi,
- İmza yetkileri ve iç prosedürlerin netleştirilmesi,
- Çek, senet ve teminat süreçlerinin yazılı kurallara bağlanması,
- Yıllık hukuki risk analizi yapılması.
Unutulmamalıdır ki ticarette en pahalı hukuk, geç kalınmış hukuktur. Hukuku, kriz anında arayan şirketler savunma yapar; hukuku baştan kuran şirketler ise büyür.
Av. Emrah Çağrı YENİ
OSİAD Genel Sekreteri
e-mail:av.emrahcagriyeni@gmail.com
OSİAD AKADEMİ NEDEN VAR?
Konuyla ilgili pek çok insanın uzun yıllardır ısrarla dile getirmekte olduğu bir gerçek var:
Katma değeri yüksek ürünler geliştirip üretebilmemiz için iyi eğitim almış, beceri seviyesi yüksek işgörenlere ihtiyacımız var.
Bu ihtiyacın ülkenin geleceği için ne kadar hayati olduğunu, bunun gerçekten bir beka meselesi olduğunu aklı başında, ülkesinin refahını savunan herkes biliyor, söylüyor.
Devamını Oku
Konuyla ilgili pek çok insanın uzun yıllardır ısrarla dile getirmekte olduğu bir gerçek var:
Katma değeri yüksek ürünler geliştirip üretebilmemiz için iyi eğitim almış, beceri seviyesi yüksek işgörenlere ihtiyacımız var.
Bu ihtiyacın ülkenin geleceği için ne kadar hayati olduğunu, bunun gerçekten bir beka meselesi olduğunu aklı başında, ülkesinin refahını savunan herkes biliyor, söylüyor.
İşte bunun için eğitim, Cumhuriyet’in kurulduğu yıllardan beri tüm yöneticiler için önem verilmesi, kaynak ayrılması ve hiçbir zaman önemini yitirmemesi gereken bir başlık olmuştur. Bunun gereği olarak, nitelikli insanlar yetiştirilmesi amacıyla, köylere varana kadar ilk okullar açılmış, enstitüler, fakülteler ve üniversiteler kurulmuştur.
Okul çağında olan milyonlarca çocuk ve gencimiz var. Meslek okullarından veya üniversitelerden her yıl on binlerce genç mezun olup hayata atılma yoluna giriyor. Kuşkusuz her genç çalışma yaşamına, kurumsal olduğu düşünülen büyük firmalarda veya güvenilir olduğu düşünülen kamu kurumlarında başlamayı düşünür. Ancak hem kurumsal olduğu düşünülen büyük özel sektör kuruluşlarının, hem de kamunun işe almadaki kriterleri nedeniyle pek çok gencin, üzülerek belirtelim ki, çoğu zaman gönülsüz de olsa, KOBİ niteliğindeki işletmelerde çalışmaya başladığını görüyoruz.

Genç bir teknik elemanın (mühendis, teknisyen gibi) ise KOBİ niteliğinde işletmelerde çalışmaya başladığında yaşadığı önemli bazı zorluklar var. Gözlemlerimize göre bu zorlukların başında gelenler:
• Çalışma koşullarının görece daha ağır olması,
• Çalışanların kimi zaman pek çok farklı işi de yapmak durumunda kalması,
• Ücretlerin görece düşük olması,
• Genç çalışanlara deneyim aktaracak, yol gösterecek kişilerin genellikle olmaması ve pek çok şeyin ‘el yordamıyla’ öğrenilmesi, buna bağlı olarak önemli hataların yapılabilmesi,
• Çalışma ortamlarındaki konforun görece düşük olması,
Bu vb. nedenler çoğu zaman gençlerin isteyerek, severek, öğrenme heyecanı taşıyarak çalışabilmesinin önündeki başlıca engeller olarak duruyor.
Oysa, organize sanayi bölgelerinde çoğu zaman bu durumdaki, bu ruh hali içindeki gençlere çok değerli takım tezgahları (5 eksenli işleme merkezleri gibi), çok gelişmiş ölçüm ekipmanları (CMM cihazları gibi), çok değerli malzemeler, kesici takım ve aparatlar, önemli kaynaklar ayrılarak edinilmiş yazılımlar teslim ediliyor. Yani bu gençlere birçok durumda neredeyse işletmenin tüm birikimi olan sabit sermayesi teslim ediliyor.
Bu durum hem işveren için hem de genç işgören için zorluklarla dolu bir çalışma ortamı yaratıyor. İşveren tereddütlü ve tedirgin, işgören ise ne yapacağını, nasıl yapacağını bilemez durumda olabiliyor.
İşte bu durumlarda, lisede, meslek yüksek okulunda veya fakültede edinilmiş bilgi ve beceriler zorlukları aşmak için yetersiz kalabiliyor.
Buradaki sorun bir yolu bulunarak çözülemez ise, makinalar, malzeme, takım aparat, yazılım vb. hatalı kullanılabiliyor ve maliyeti kolay kolay hesaplanamaz bir gerçek ortaya çıkıyor: Verimsizlik
Onca para, birikim harcanarak oluşturulmuş olan sabit sermaye yeteri kadar verimli kullanılamıyor. Ortaya çıkan ve ‘kalitesizliğin maliyeti’ diyebileceğimiz zarar ve ziyanın hesaplanması kolay değil ancak büyük bir kaybın olduğunu tahmin etmek de zor değ
OSTİM Sanayici ve İşinsanları Derneği (OSİAD) kurulmuş olduğu 1991 yılından bu yana, sanayileşerek üretmeyi savunmuş bir sivil toplum kuruluşu olagelmiştir. Özellikle 2000’li yıllarla birlikte, dünyada ve ülkemizde teknolojinin ve buna bağlı olarak sanayinin yönelimleri, bu alandaki radikal değişimler, tehditler ve fırsatlar OSİAD tarafından yakından izlenmiştir.
Bu dönemde, başta OSTİM firmaları olmak üzere KOBİ niteliğindeki işletmelerin yaşayacağı, iyi eğitim almış, beceri seviyesi yüksek işgören ihtiyacının karşılanması sorunu OSİAD yönetimlerinin sürekli gündeminde olmuştur. Konuyla ilgili düzenlenen çalıştaylara, istişare toplantılarına katılımlar sağlanmış, bazı çalışmalar bizzat OSİAD tarafından düzenlenmiştir. Özellikle ilimizde ve yakın çevremizde bulunan meslek liseleri, meslek yüksek okulları ve fakültelerle eğitim programları konuşulmuş, endüstrinin ihtiyaçları dile getirilmiştir.
Bu çalışmalar artarak devam ederken, dönemin OSİAD yöneticileri anlamlı bir adım daha atarak 2016 yılında OSİAD Akademi’yi de kurdular.
OSİAD Akademi’nin başlıca amacı, gençlerimize, mezun oldukları okullardan almış oldukları bilgiyi kaldıraç yaparak, işletmelerimizde var olan teknik altyapıyı (özellikle gelişmiş makinalar, malzeme, ekipman ve yazılım) olabildiğince verimli kullanma bilgi ve becerisini kazandırmaktır. Hedefimiz ise, orta vadede, ‘KOBİ Mühendisliği’ olarak adlandıracağımız bir disiplinin ortaya çıkmasını sağlamaktır.
Böyle bir yola çıkarken, OSTİM’in yaklaşık 50 yıllık bilgi birikimi, bu bilgiyi sonraki kuşakların da yararlanması için seferber etmeye gönüllü olanlar en büyük güvencemiz. Bir yerlerde var olan bilgiyi o bilgiye ihtiyacı olanlara çabuk ve kolay ulaştırabilmenin aracı olmak istiyoruz. Geçtiğimiz 10 yıllık Akademi deneyimi ve pratiğimiz bunun mümkün olduğunu gösteriyor. Bu nedenle heyecanla yolumuza devam ediyoruz.
Atila ÇINAR
Osiad Akademi Başkanı
OSİAD AKADEMİ GELECEK EĞİTİMLER
ACELE SİPARİŞ
GÖRÜNTÜLE
E&B SU JETİ MAKİNA SAN. ve TİC.LTD.ŞTİ
Basıncı Güce Dönüştüren Bir Yolculuk
EB Su Jeti’nin hikâyesi 1985 yılında, yüksek kimya mühendisi İbrahim Nurel Açıkgöz’ün vizyonuyla başladı.
Endüstriyel kimyasal temizlik alanında çalışırken, dünyada yalnızca yüksek basınçlı su kullanılarak yapılan temizlik uygulamalarını gözlemledi ve bu yöntemin Türkiye sanayisi için güçlü bir alternatif olacağına inandı.
Devamını Oku
Küçük bir sermaye, tek bir makine ve Ankara Anıttepe’de 35 metrekarelik bir ofis ile başlayan bu yolculuk, kısa sürede sektörde öncü bir yapıya dönüştü. 2006 yılında Ankara’da Ostim Sanayi Bölgesine taşınarak 18 yıl hizmetlerine OSTİM’de devam etti. 2025 yılı sonundan beri Keçiören Ovacık Bölgesindeki Alüminyum Sanayi Sitesinde faaliyetlerine devam etmektedir.
Başlangıçta yalnızca su jeti ile temizlik hizmeti verilirken, müşterilerin kendi makinelerini talep etmesiyle birlikte makine satışı, bakım-onarım, yedek parça ve aksesuar tedariği de faaliyet alanına eklendi. EB Su Jeti böylece bir hizmet firması olmaktan çıkarak tam kapsamlı bir çözüm ortağı haline geldi.
Bugün şirketin makineleri şeker fabrikalarından tersanelere, çimento ve kimya tesislerinden haddehaneler ve demir-çelik sanayine kadar Türkiye’nin kritik üretim noktalarında aktif olarak çalışmaktadır.
27 kişilik uzman kadrosu ile satış, servis ve teknik destek hizmetleri kesintisiz şekilde sürdürülmektedir.
1985’ten 2026’ya kadar Türkiye’nin yaşadığı tüm ekonomik krizlerde EB Su Jeti küçülmeden yoluna devam etti.
Hiçbir personel kriz gerekçesiyle işten çıkarılmadı, hiçbir taahhüt feshedilmedi.
Şirketin temel ilkesi başından beri nettir: müşteriye sınırsız teknik destek ve 7/24 ulaşılabilirlik.
Sektörde yeni bir eşik olarak görülen ultra yüksek basınçlı su jeti sistemleri konusunda artan talep, firmayı bu alanda daha derin mühendislik yatırımları yapmaya yönlendirmektedir.
Önümüzdeki 5–10 yıllık hedefler arasında ultra yüksek basınçlı sistemlerde uzmanlaşma, ihracat hacmini katlayarak artırma, yurt içi ve yurt dışında üretim kapasitesini güçlendirme, kurumsallaşma yatırımlarını hızlandırma ve dijital dönüşümü operasyonların merkezine yerleştirme yer almaktadır.
EB Su Jeti için liderlik bir unvan değil, bir sorumluluktur.
35 metrekarelik bir ofisten doğan bu yapı, bugün Türkiye sanayisinin kritik noktalarında güvenle çalışan sistemlere dönüşmüş durumda.
Basıncı yalnızca suya değil, vizyona da uygulayan bir anlayışla EB Su Jeti, sektörünün geleceğini şekillendirmeye devam etmektedir.
TARİHTE BU AY
BİR DÖNÜM NOKTASI: 18 MART 1915
Bağımsızlık savaşını giden yolun başlangıcı 18 Mart 1915’te, Çanakkale Deniz Zaferi ile gerçekleşti.
Devamını Oku
Bağımsızlık savaşını giden yolun başlangıcı 18 Mart 1915’te, Çanakkale Deniz Zaferi ile gerçekleşti.
Batılı emperyalistlerin 1. Paylaşım savaşı ile aralarında bölüştürdükleri Osmanlı İmparatorluğu can havliyle ayakta kalmaya çalışıyordu.
Dönemin en gelişmiş savaş teknolojilerine sahip olan İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale boğazını geçip İstanbul’a ve karadeniz’e çıkmak istiyordu.
Geçemediler ağır kayıplar verdiler 18 Mart 1915’te geceyarısı yapılan mayınlama ile HMS Ocean ve Irresistible, 27 Mayıs 1915’te HMS Majestic batırıldı.
İstanbul’un işgali engellendi.
Savaşın seyri bir anda değişti İngiltere’de hükümet değişti, halk ayaklandı.
Sonra kara savaşları başladı.
Çanakkale’de kazanılan başarı, ileride başlayacak olan Türk Kurtuluş Savaşı için büyük bir moral kaynağı oldu. Bu savaşın en önemli kahramanı ise askerlerine “size ölümü emrediyorum” diyen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olacak olan Mustafa Kemal’di.
O nedenle Türk tarihinin en anlamlı günlerinden biri olan 18 Mart, yalnızca bir askeri zaferin yıldönümü değildir.
Bu tarih, bir milletin bağımsızlık iradesinin, vatan sevgisinin ve fedakârlığının tarihe kazındığı gündür.
Bu zafer Çanakkale’de yalnızca askerler değil; Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençler, öğrenciler, köylüler ve işçilerle birlikte omuz omuza verilen savaş sonucu kazanıldı.
Galatasaray lisesi bir dönem mezun veremedi
Düşünün cepheye giden çocukları!
Bugün 18 Mart’ı anarken yalnızca bir zaferi kutlamıyoruz. Aynı zamanda bu toprakları bize vatan yapan aziz şehitlerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz. Onların fedakârlığı sayesinde bugün özgür bir ülkede yaşıyoruz.
18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı ve aziz şehitlerimizi rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz.
OSİAD'DAN HABERLER
2026 Ocak-Mart ayı içinde gerçekleşen etkinliklerimizi, üye ziyaretlerimizi ve ağırladığımız misafirlerimizi içerir.
ETKİNLİKLER
ZİYARETLERİMİZ
MİSAFİRLERİMİZ
PROTOKOLLERİMİZ
Osiad üyelerine özel indirim ve avantaj sağlayan firmalarla yapılan protokoller ve detaylarını içerir.
PROTOKOLLERİMİZ
