Atatürk ve İktisadi Bağımsızlık

19 MAYIS 1919’DAN 23 NİSAN 1920’YE: Siyasi İstiklalden İktisadi Bağımsızlığa Giden Yol

19 Mayıs 1919, sadece bir takvim yaprağı değil; umutsuzluğa karşı bir başkaldırıdır. Mondros Mütarekesi sonrası fiilen işgal edilen Anadolu topraklarında, “milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ilkesi, 1919 Mayıs’ının 19’unda Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak basmasıyla ete kemiğe bürünmüştür.

ebru yemek

Şirket öykünüz nasıl başladı?

Bankalarda yönetici olarak çalışırken bile aklımda hep gıda işi vardı. İlk oğlum doğduktan sonra bankadan ayrıldım kurumsal hayata veda edip Bilkent’te küçük bir restoran açıp yeni bir serüvene başladım. Açtığım ilk restoran benim için okul gibi oldu. Ankara’nın ünlü şefleri ile beraber çalıştık.menü hazırlama, tedarik sistemi oluşturma gibi konuları öğrendim. Aşçılık kurslarına gittim..

2011 yılında işimi büyüterek toplu yemek işine yöneldim. Şu an Başkent  Organize Sanayi Bölgesin’deki 1000m2 lik mutfağımızda Ebru Yemek olarak her gün 40’dan fazla firma için üretim yapıyoruz. Bu yıl TOBB’un düzenlediği yarışmada en hızlı büyüyen kadın girişimci olarak dereceye girdim ve ödül aldık.

Toplu yemek üretiminde güvenilir bir iş ortağıyız; yüksek hacimli operasyonlara cevap verebilen, hijyen ve kalite odaklı bir mutfakta faaliyet gösteriyoruz.

ebru yemek

Yemek, beslenme canlılar için özel bir gereksinim. Doğal olarak çalışma arkadaşlarınızı belirlerken aradığınız ölçütler neler?

Toplu yemek hizmeti yalnızca üretim değil; sağlık, hijyen, disiplin ve sürdürülebilir kalite işi. Bu nedenle ekip arkadaşlarımızda mesleki yeterliliğin yanında hijyen bilinci, sorumluluk duygusu, ekip çalışmasına uyum ve iş güvenliği kültürünü ön planda tutuyoruz. Gıda güvenliği kurallarını benimseyen, operasyon temposuna uyum sağlayabilen ve yaptığı işin insan sağlığıyla doğrudan ilişkili olduğunun farkında olan kişilerle çalışmayı önemsiyoruz.

Hangi sektörlere hizmet veriyorsunuz?

Sanayi kuruluşları, fabrikalar, üretim tesisleri ve farklı ölçeklerdeki işletmelere toplu yemek hizmeti sunuyoruz. Her sektörün çalışma düzeni, vardiya sistemi ve çalışan profili farklı olduğu için hizmet modelimizi ihtiyaca göre şekillendiriyoruz.

Hangi sektörlere hizmet veriyorsunuz?

Sanayi kuruluşları, fabrikalar, üretim tesisleri ve farklı ölçeklerdeki işletmelere toplu yemek hizmeti sunuyoruz. Her sektörün çalışma düzeni, vardiya sistemi ve çalışan profili farklı olduğu için hizmet modelimizi ihtiyaca göre şekillendiriyoruz.

img 5003 scaled
kahvalti ikram scaled
img 4649 scaled

Menü planlamasını nasıl yapıyorsunuz? Beslediğiniz insanların yemek tercihleri nasıl? Menüden eksik olmayan yemek var mı?

Menü planlamasını diyetisyen ve gıda mühendislerimizin desteğiyle; kalori dengesi, çalışan profili, mevsimsellik, ürün erişilebilirliği ve damak tadı gibi kriterleri dikkate alarak hazırlıyoruz. Geleneksel Türk mutfağı hâlâ en çok tercih edilen çizgide yer alıyor. Çorba, pilav-grubu ürünler, etli yemekler ve yardımcı garnitürler menülerde önemli yer tutuyor. Yoğurt ve salata gibi tamamlayıcı ürünler de çalışanların günlük tercihleri arasında öne çıkıyor.

Ülkemizde sık olmasa da gıda zehirlenmesi olayları yaşanıyor. Gıda güvenliği için hangi standartları uyguluyorsunuz?

Gıda güvenliği bizim için en kritik başlık. Üretimin tüm aşamalarında HACCP prensipleri doğrultusunda çalışıyoruz. Hammaddenin kabulünden depolamaya, üretimden sevkiyata kadar tüm süreçlerde sıcaklık takibi, izlenebilirlik, personel hijyeni ve düzenli analiz uygulamaları yürütülüyor. Ayrıca çalışanlarımız düzenli hijyen eğitimlerinden geçiriliyor ve üretim alanlarımız sürekli denetleniyor.

ebru yemek1
ebru yemek7

Yemeklerde kullandığınız gıda ürünlerinin tedarikini nasıl sağlıyorsunuz?

Tedarik sürecinde onaylı ve düzenli denetlenen firmalarla çalışıyoruz. Ürünlerin kalite belgeleri, üretim koşulları ve sürekliliği bizim için önemli kriterler. Özellikle et, süt ürünleri ve kuru gıda gibi kritik kalemlerde izlenebilirliği yüksek tedarik zinciri oluşturuyoruz. Mevsimsel ürünlerde mümkün olduğunca taze ve günlük tedariğe yöneliyoruz

Yemekler hangi sürede ve nasıl teslim ediliyor?

Üretim modeli ve hizmet verilen lokasyona göre değişmekle birlikte yemekler sıcak zincir korunarak, özel taşıma ekipmanlarıyla sevk ediliyor. Amaç, yemeğin üretildiği kaliteyi servis noktasına aynı şekilde ulaştırmak. Sevkiyat planlaması vardiya saatlerine ve işletmenin çalışma düzenine göre organize ediliyor.

⁠Gıda enflasyonunda dünya birincisi miyiz bilmiyorum ama bulunduğumuz coğrafyada en yüksek oranlardan birini yaşıyoruz. Fiyatlar neredeyse günlük değişiyor. Maliyet hesabı ve müşteriyle sözleşmeyi nasıl yapıyorsunuz? Enflasyon oranını ürünlere hangi aralıklarla yansıtıyorsunuz?

Toplu yemek sektörü doğrudan ham madde maliyetlerinden etkilenen bir alan. Et, süt ürünleri, bakliyat, enerji ve lojistik giderlerinde yaşanan hızlı değişimler maliyet yönetimini zorlaştırıyor. Bu nedenle sözleşmelerde genellikle belirli dönemlerde güncelleme mekanizmaları oluşturuluyor. Fiyat revizyonları; resmi enflasyon verileri, ana ham madde maliyetleri ve piyasa koşulları dikkate alınarak karşılıklı değerlendirmeyle yapılıyor. Burada en önemli konu, hem hizmet kalitesini korumak hem de sürdürülebilir bir yapı oluşturabilmek.

img 1313 scaled

Türkiye’de toplu yemek hizmeti oldukça yaygın. Sektörün önde gelenlerinin sahiplik yapıları nasıl? Bir oran var mı?

Türkiye’de toplu yemek sektörü büyük ölçüde yerli sermayeli şirketlerden oluşuyor. Bunun yanında uluslararası bağlantıları bulunan veya yabancı ortaklı yapılar da mevcut. Sektörde hem kurumsal ölçekte faaliyet gösteren büyük firmalar hem de bölgesel hizmet veren orta ölçekli şirketler bulunuyor. Maalesef çok fazla merdiven altı tabir ettiğimiz firma da var. Ve böyle kurumsal olmayan firmalar piyasa dinamiklerini çok bozuyorlar.

Röportaj: Ebru Erdin SEVİNÇ

Firma Sahibi

 

19 MAYIS 1919’DAN 23 NİSAN 1920’YE: Siyasi İstiklalden İktisadi Bağımsızlığa Giden Yol Devamını Oku »

30 AĞUSTOS’UN İKTİSADİ BAĞIMSIZLIK MANİFESTOSU

30 Ağustos 1922, Türk tarihinin en kritik kırılma noktalarından birini temsil etmiştir. Bu temsiliyet yalnızca askeri bir başarı değil, küllerinden yeniden doğan bir milletin varoluş iradesi ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumunu müjdelemiştir Mondros Mütarekesi ile başlayan, Sevr belgesiyle vatan topraklarını bölüşmeyi hedefleyen işgal hareketi, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde yürütülen destansı bir direnişle nihai yenilgiye uğratılmıştır.

Percin 28 34 34
Çağlar solmaz1

1919’da Samsun’da yakılan bağımsızlık meşalesi; Amasya, Erzurum ve Sivas’ta milli iradenin temellerini atmış; Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından sonra yasal ve siyasal zeminine kavuşmuştur. Sakarya Meydan Muharebesi ile savunma aşamasını tamamlayan Türk ordusu, 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’den başlatılan Büyük Taarruz ile kesin sonuçlu bir safhaya geçmiştir.

Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat yönettiği Başkomutan Meydan Muharebesi, 30 Ağustos günü Dumlupınar’da işgal kuvvetlerinin ana unsurlarının imha edilmesi sonucu büyük bir zaferle sonuçlanmıştır. Sınırlı imkanlar, yetersiz cephane ve yorgun bir orduyla kazanılan bu zafer, askeri strateji ve lojistik açısından dünyada eşine az rastlanır bir başarı hikayesidir. Öyle ki bu kutlu zafer sadece Türk milletinin değil, dünyada emperyalizme karşı mücadele eden tüm mazlum milletlerin umut sembolü haline dönüşmüştür.

Zaferin Tamamlayıcı Gücü: İktisadi Bağımsızlık

30 Ağustos’un taşıdığı derin anlam, yalnızca cephedeki başarıyla sınırlı kalmamıştır. Bu zafer, yeni kurulan devletin varlık felsefesini belirleyen iktisadi bağımsızlık hamlesinin de birinci şartını oluşturmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa kalıcı olamaz, kısa zamanda söner” sözü, Dumlupınar’da kazanılan başarının arkasındaki nihai hedefi sarih bir şekilde ortaya koymuştur.

Askeri zafer vatan toprağını işgalden kurtarmış; iktisadi bağımsızlık ise bu topraklar üzerinde özgür, başı dik ve sürdürülebilir bir devlet yapısı kurmanın yolunu açmıştır. 30 Ağustos Zaferi ile iktisadi egemenlik arasındaki bu sarsılmaz bağ, şu temel unsurlar üzerinde yükselir:

  • Siyasi Egemenliğin Maddi Temeli: Osmanlı Devleti’ni çöküşe götüren Kapitülasyonlar ve Düyun-u Umumiye vesayeti, 30 Ağustos’un yarattığı askeri realite sonucu reddedilmiştir. Ülkenin kendi hammaddesini işleyemediği, parasını basamadığı veya temel ihtiyaçlarında dışa bağımlı olduğu bir düzende siyasi bağımsızlığın korunamayacağı gerçeği; yerini milli üretimi inşa etme iradesine bırakmıştır.
  • Misak-ı Milli’den Misak-ı İktisadi’ye: Büyük Taarruz’dan birkaç ay sonra, henüz barış antlaşması imzalanmamışken toplanan Şubat 1923 Türkiye (İzmir) İktisat Kongresi, 30 Ağustos’un doğrudan devamı niteliğinde olmuştur. Cephede silahla çizilen “Misak-ı Milli” sınırları, kongrede kabul edilen “Misak-ı İktisadi” (Ekonomi Andı) ile tamamlanmıştır. Böylece Dumlupınar’da başlatılan mücadele, tarlalara, fabrikalara ve tezgahlara taşınmıştır.
  • Mâli Vesayetin Sonu ve Sanayileşme Hamlesi: 30 Ağustos sayesinde Lozan’da Kapitülasyonlar kaldırılmış, Düyun-u Umumiye idaresinin ülke üzerindeki mâli denetimine son verilmiştir. Takip eden yıllarda kurulan Sümerbank, Etibank, Şeker Fabrikaları ve demir-çelik tesisleri; 30 Ağustos’la kazanılan askeri zaferin kurumsal zırhları olmuştur.

Mücadeleden Müstakbel Geleceğe

30 Ağustos Zaferi, askeri boyutuyla Mudanya Mütarekesi ve Lozan Barış Antlaşması’na giden yolu açarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgesini hazırlamış; ekonomik boyutuyla ise yeni devlete kendi bütçesini yapma ve kendi kaderini tayin etme hakkını kazandırmıştır.

30 Ağustos Zaferi bağımsızlığın kapısını açan kilit, iktisadi bağımsızlık ise o kapıdan içeri girip inşa edilen evin çatısıdır. Askeri zafer toprağı kurtarmış, iktisadi zafer ise o toprak üzerinde yaşayan millete hak ettiği özgürlüğünü kazandırmıştır.

Bugün bizlere düşen sorumluluk; Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve bu topraklar uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizin emaneti olan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni; bilimde, sanayide, ekonomide ve kültürde muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak, 30 Ağustos’un açtığı iktisadi bağımsızlık yolunda kararlılıkla ilerlemektir.

Dr. Çağlar SOLMAZ

Tarihçi/Yazar

 

30 AĞUSTOS’UN İKTİSADİ BAĞIMSIZLIK MANİFESTOSU Devamını Oku »

BAĞIMSIZLIĞIN İKİNCİ CEPHESİ TÜRKİYE (İZMİR) İKTİSAD KONGRESİ 103 YAŞINDA

İstiklal Harbi’ndeki askeri zaferin ardından, henüz Cumhuriyet ilan edilmemiş ve Lozan görüşmeleri kesintiye uğramışken, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde İzmir’de yeni devletin “iktisat tapusu” niteliğinde bir kongre toplanmıştır.

11

17 Şubat 1923 yılında çiftçiden sanayiciye, tüccardan işçiye kadar toplumun her kesiminden 1135 delegenin katılımıyla gerçekleşen bu buluşma, tam bağımsızlığın ancak ekonomik bağımsızlıkla taçlanabileceği gerçeğini tüm dünyaya ilan etmiştir.

Kongrenin temel vizyonunu ortaya koyan Misak-ı İktisadi (Ekonomi Andı), sadece ekonomik kararları ilan eden bir yapıya sahip olmamış, aynı zamanda devletin milli duruşunun somut bir tezahürü olmuştur. “Türk halkı, tükettiği malı mümkün olduğunca kendisi üretir” ilkesiyle yerli malı kullanımının ve tasarrufun önemi kesin bir ifadeyle vurgulanmıştır.

İktisat

 İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde alınan kararların hayata geçirilme süreci, öncelikle hammaddesi yurt içinde bulunan sanayi kollarının kurulmasıyla başlamıştır. Türkiye o yıllarda şekeri ithal ederken, 1926’da açılan Alpullu ve Uşak Şeker Fabrikaları ile bu bağımlılık kırılmış ve tarım ile sanayi arasındaki entegrasyon sağlanmıştır. Benzer şekilde, dışarıya döviz akışını kesmek amacıyla kurulan Kayseri ve Ereğli Bez Fabrikaları, Anadolu’nun pamuğunu yerli dokumaya dönüştürerek halkın giyim ihtiyacını karşılamıştır. Özellikle Nazilli Basma Fabrikası, işçisi için kreşinden sinemasına kadar bir “sosyal kale” niteliğine sahip olmuştur.

İktisat

Bu sanayileşme hamlesini finanse etmek için ise milli bankacılık sistemi devreye sokulmuştur. Yabancı bankaların tekelini kırmak amacıyla kurulan İş Bankası yerli sermayeye destek olurken; sanayi yatırımlarını yönetmek üzere kurulan Sümerbank ve maden kaynaklarını ekonomiye kazandırmak için hayata geçirilen Etibank, devletin ekonomik lokomotifleri haline gelmişlerdir.

etibank
ETİBANK

 Üretimin temel taşı olan çiftçiyi rahatlatmak adına, kongrede kararlaştırılan radikal bir adımla Aşar Vergisi’nin kaldırılması kararı alınmıştır. Devlet gelirlerinin önemli bir kısmından (yaklaşık %30’u) vazgeçmeyi göze alan Türkiye Cumhuriyeti, 1925 yılında Kongre’de alınan kararlara riayet ederek Aşar’ı kaldırmış ve köylünün üzerindeki yükü hafifletmiştir. Hemen akabinde Ziraat Bankası aracılığıyla sağlanan düşük faizli krediler sayesinde tarımda modern araçların kullanımı teşvik edilmiştir.

 Üretilen malların iç piyasaya ulaştırılması için kongrede vurgulanan ulaşım vizyonu, ülkenin dört bir yanını saran demiryolu projeleriyle somutlaşmıştır. Limanları iç bölgelere bağlayan ve Anadolu’yu demirağlarla ören bu hatlar sayesinde, sanayi tesisleri ile ticaret merkezleri arasında güvenli bir lojistik ağ kurulmuştur.

sümerbank1
SÜMERBANK
etibank
ETİBANK
sümerbank1
SÜMERBANK
İşbankası
İŞ BANKASI

 Özel sektörü canlandırmak amacıyla 1927 yılında çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu ile yerli girişimciye büyük kolaylıklar sağlanmıştır. Ancak 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın getirdiği zorluklar karşısında, kongrenin hedeflerine ulaşmak için “Devletçilik” ilkesi benimsenmiş; böylece özel sektörün sermaye yetersizliği çektiği alanlarda devlet bizzat yatırımlar yaparak modern Türkiye’nin ekonomik temelini tahkim etmiştir.

İşbankası
İŞ BANKASI

17 Şubat tarihinde İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi, 4 Mart 1923 tarihinde tamamlandığında devletin iktisadi esaslarının belirlendiği bir “mutfak” vazifesi görmüştür. Burada hazırlanan ekonomik reçete, 1930’lu yıllarda Türkiye’yi dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri haline getiren sanayi tesislerinin, demiryollarının ve bankaların genetik kodunu oluşturmuştur.

 Geriye dönüp baktığımızda, Türkiye İktisat Kongresi’nin sadece ekonomik istişare toplantısı değil, bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun stratejik planı olduğunu görmekteyiz.  Bugün 103. yıl dönümünü kutlarken, “İktisadi hâkimiyetle taçlandırılmayan askeri zaferlerin kalıcı olamayacağı” ilkesi, Türkiye’nin kalkınma hedefleri için hâlâ en güçlü rehber olma özelliğini sürdürecektir. İktisadi bağımsızlık olmadan tam istiklale kavuşulamayacağı, mali egemenlik sağlanmadan milli egemenlikten söz edilemeyeceği gerçeği ise Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişinden aldığı ilhamla ekonomideki temel ilkesi olmaya devam etmelidir.

Dr. Çağlar SOLMAZ

Tarihçi/Yazar

BAĞIMSIZLIĞIN İKİNCİ CEPHESİ TÜRKİYE (İZMİR) İKTİSAD KONGRESİ 103 YAŞINDA Devamını Oku »