Haziran 2026 Sayı 27

kapak27
karikatür1
Yayın Sahibi

OSİAD

Ostim Sanayici ve İş İnsanları Derneği

Yönetim Kurulu

Adına Başkan

Esat HİSARCIKLILAR

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Sami GÖKÇE

OSİAD Basın Danışmanı

Yayın Kurulu

Sami GÖKÇE

Gülşen Sucu İNAL

Şebnem KURT

Elif SARGIN

Atila ÇINAR

Emrah Çağrı YENİ

Hatice ERDOĞAN

Grafik Tasarım

Gülşen Sucu İNAL

Şebnem KURT

Elif SARGIN


Editörler

Şebnem KURT

Elif SARGIN

Sıla KAYA

Yayın Adresi

Ostim Serhat Mah, Uzay Çağı Cd. No:76, 06370 Yenimahalle/Ankara

2

BAŞYAZI

Önder BÜLBÜLOĞLU OSİAD Kurucu Başkanı

openclipart vectors pdf 155498   Pdf İndir

35 Yıllık Bir Dayanışma ve Üretim Hikâyesi

Bundan 35 yıl önce, OSTİM’in yükselen sanayi potansiyeline baktığımızda hepimizin ortak bir düşüncesi vardı: Üreten insanların birlikte hareket ettiği güçlü bir yapı kurulmalıydı. Çünkü sanayi yalnızca makinelerden, fabrikalardan ya da ticaretten ibaret değildir. Sanayi; vizyon, dayanışma, güven ve ortak akıl demektir. İşte OSİAD, tam da bu anlayışla doğdu.

Önder bülbüloğlu yatay

OSİAD, yalnızca bir dernek değildir.

OSİAD; üretmenin, birlikte başarmanın ve

ülkesine değer katmanın adıdır.

Önder bÜlbüloğlu

OSİAD, yalnızca bir dernek değildir.

OSİAD; üretmenin, birlikte başarmanın ve

ülkesine değer katmanın adıdır.

 

Kurucu arkadaşlarımızla birlikte yola çıktığımızda amacımız yalnızca bir dernek kurmak değildi. OSTİM’de üretim yapan sanayicilerin sesini duyurabilecekleri, sorunlarına ortak çözümler üretebilecekleri, bilgi ve deneyim paylaşımında bulunabilecekleri güçlü bir platform oluşturmayı hedefliyorduk. O yıllarda Türkiye’nin ekonomik şartları da sanayicinin yükünü hafifleten değil, tam tersine mücadele etmeyi zorunlu kılan bir yapıdaydı. Ancak biz her zaman üretimin gücüne inandık.

1991–1994 yılları arasında OSİAD Başkanlığı görevini yürütürken en büyük önceliğimiz, birlik ve dayanışma kültürünü kalıcı hale getirmek oldu. Çünkü biliyorduk ki bireysel başarılar değerlidir ama kalıcı kalkınma ancak ortak hareket kültürüyle mümkündür. Sanayicilerin bir araya geldiği, birbirine destek olduğu, ortak sorunlara ortak çözümler aradığı bir yapı oluşturmak için büyük emek verdik.

OSİAD kısa süre içerisinde yalnızca bir meslek örgütü değil, OSTİM’in ortak aklı haline geldi. Eğitimden sanayi politikalarına, girişimcilikten mesleki gelişime kadar pek çok alanda çalışmalar yürüttük. Üreten insanların yanında duran, çözüm üreten ve geleceğe bakan bir anlayışı benimsedik.

1991–1994 yılları arasında OSİAD Başkanlığı görevini yürütürken en büyük önceliğimiz, birlik ve dayanışma kültürünü kalıcı hale getirmek oldu. Çünkü biliyorduk ki bireysel başarılar değerlidir ama kalıcı kalkınma ancak ortak hareket kültürüyle mümkündür. Sanayicilerin bir araya geldiği, birbirine destek olduğu, ortak sorunlara ortak çözümler aradığı bir yapı oluşturmak için büyük emek verdik.

Bugün geriye dönüp baktığımda en büyük mutluluğum, OSİAD’ın kuruluş ruhunu koruyarak büyümeye devam ettiğini görmek oluyor. 35 yıllık süreçte yönetimler değişti, kuşaklar yenilendi, dünya değişti; ancak OSİAD’ın temel değerleri değişmedi. Dayanışma, üretim, girişimcilik ve ülkeye katkı sağlama anlayışı hâlâ aynı güçle devam ediyor. Bir kurumun gerçek başarısı da zaten burada ortaya çıkar. Eğer yıllar geçse bile kuruluş idealleri yaşamaya devam ediyorsa, orada güçlü bir kurumsal kültür oluşmuş demektir.

img 1028

Bugün dünya çok hızlı bir dönüşümden geçiyor. Teknoloji, dijitalleşme, yapay zekâ, yeşil dönüşüm ve küresel rekabet artık sanayinin merkezinde yer alıyor. Türk sanayicisinin bu değişime uyum sağlayabilecek bilgiye, cesarete ve üretim gücüne sahip olduğuna inanıyorum. Özellikle genç girişimcilerin ve yeni nesil sanayicilerin çok daha büyük başarılara imza atacağını düşünüyorum. Yeter ki üretimden vazgeçmeyelim, birlikte hareket etmeyi sürdürelim ve ortak akıl kültürünü koruyalım.

OSİAD’ın gelecekte de yalnızca bugünün değil, yarının sanayisini şekillendiren öncü yapılardan biri olacağına inanıyorum. Üniversite-sanayi iş birliklerinden teknoloji yatırımlarına, ihracat odaklı üretimden genç girişimcilerin desteklenmesine kadar pek çok alanda daha büyük projelerin hayata geçirileceğini düşünüyorum. Çünkü OSİAD’ın temelinde güçlü bir tecrübe ve sağlam bir vizyon vardır.

Ben her zaman şuna inandım:

Üreten toplumlar güçlü olur.

Dayanışma içinde çalışan kurumlar kalıcı olur.

Geleceğe yatırım yapan ülkeler ise dünyada söz sahibi olur.

35 yıl önce attığımız adımın bugün hâlâ büyüyerek devam ettiğini görmek benim için büyük bir gurur ve mutluluk kaynağıdır. Bu yolculukta emeği geçen tüm başkanlara, yöneticilere, üyelerimize ve OSTİM’e değer katan herkese gönülden teşekkür ediyorum.

OSİAD, yalnızca bir dernek değildir.

OSİAD; üretmenin, birlikte başarmanın ve ülkesine değer katmanın adıdır.

Önder BÜLBÜLOĞLU

Ostim Sanayici ve İş İnsanları Derneği (OSİAD)

Kurucu Başkan

(1991-1992)

2-İŞ DÜNYASI GÜNDEM

Yazan: Tamer TUĞLU- Osiad Başkan Vekili

openclipart vectors pdf 155498   Pdf İndir

KOBİ’LERDE TAHSİLAT SORUNUNA GÜVENLİ ÇÖZÜM

Ticari Alacak Sigortası

Saygıdeğer İş İnsanları,

Elektrik ve enerji sektöründe yoğun satışlar yapan Aktem Elektrik şirketinin yöneticisi olarak 14 yıldır kullanmakta olduğumuz, tahsilat problemlerini çözen, yeni müşterilerde riske girmemizi kolaylaştıran, yapılan satışları teminat altına alıp emin adımlar ile büyümemizi sağlayan ticari alacak sigortasından bahsetmek istiyorum.

5
tamer tuğlu
tamer tuğlu mobil

Türkiye’de ticari hayatın sürdürülebilirliği açısından en kritik unsurlardan biri tahsilat güvenliğidir.

Özellikle vadeli satış sisteminin yaygın olduğu sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için en büyük risklerden biri, yapılan satışların zamanında tahsil edilememesidir. Ekonomik dalgalanmalar, finansmana erişimde yaşanan zorluklar, piyasalardaki belirsizlikler ve artan konkordato süreçleri; işletmeleri yalnızca satış yapmaya değil, aynı zamanda satış sonrası tahsilat süreçlerini de güvence altına almaya yöneltmektedir. Bu noktada ticari alacak sigortası, şirketlerin finansal yapısını koruyan önemli araçlardan biri olarak öne çıkmaktadı

Ticari alacak sigortası; işletmelerin vadeli satışlarından doğan alacaklarını, müşterinin ödeme yapmaması riskine karşı güvence altına alan bir sigorta sistemidir. Bu sigorta türü yalnızca iflas veya konkordato gibi hukuki durumları değil, uzun süreli ödeme gecikmelerini ve tahsil edilemeyen alacak risklerini de kapsamaktadır. Poliçe kapsamına göre sigorta şirketi, oluşabilecek zararın belirli bir bölümünü karşılayarak işletmenin finansal kaybını minimize etmektedir. Böylece şirketler, beklenmedik tahsilat problemleri nedeniyle nakit akışında oluşabilecek ciddi bozulmaların önüne geçebilmektedir.

Tamer Tuğlu

Günümüz ticaret dünyasında vadeli satış yapmak çoğu zaman rekabetin bir gerekliliği haline gelmiştir. Ancak her vadeli satış aynı zamanda bir risk anlamına gelir. Özellikle tedarik zincirinin uzun olduğu sektörlerde bir firmanın ödeme sıkıntısı yaşaması, domino etkisi oluşturarak birçok işletmeyi olumsuz etkileyebilmektedir. Ticari alacak sigortası bu zincirleme riskleri azaltırken şirketlerin faaliyetlerini daha güvenli şekilde sürdürmesine katkı sağlamaktadır. Bu nedenle artık alacak sigortası yalnızca bir sigorta ürünü değil, aynı zamanda kurumsal risk yönetiminin önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Türkiye’de son yıllarda ticari alacak sigortasına olan ilginin belirgin şekilde arttığı görülmektedir. Bunun en önemli sebeplerinden biri, ekonomik belirsizlik dönemlerinde firmaların risk yönetimi konusunda daha bilinçli hareket etmeye başlamasıdır. Önceki yıllarda daha çok büyük ölçekli şirketlerin tercih ettiği bu sistem, günümüzde küçük ve orta ölçekli işletmeler için de önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Devlet destekli ticari alacak sigortası uygulamalarının yaygınlaşması da KOBİ’lerin bu sisteme erişimini kolaylaştırmıştır. Böylece daha fazla işletme, tahsilat risklerini kontrol altına alma imkânı bulmuştur.

Ticari alacak sigortasının şirketlere sağladığı en önemli avantajlardan biri güvenli büyüme fırsatı sunmasıdır. Şirketler yeni müşterilere daha rahat vadeli satış yapabilirken mevcut müşteri portföyünü de daha profesyonel şekilde analiz edebilmektedir. Sigorta şirketleri tarafından sunulan mali analizler, kredi limit çalışmaları ve risk değerlendirme raporları; işletmeler için önemli bir ticari istihbarat kaynağı oluşturmaktadır. Bu durum yalnızca risklerin azaltılmasını değil, aynı zamanda daha sağlıklı müşteri ilişkileri kurulmasını da desteklemektedir.

İş dünyası2

Bunun yanı sıra ticari alacak sigortası, işletmelerin finansmana erişim süreçlerinde de önemli avantajlar sağlamaktadır. Bankalar ve finans kuruluşları, sigortalı alacakları daha güvenli gördükleri için kredi değerlendirmelerinde şirketlere daha olumlu yaklaşabilmektedir. Özellikle işletme sermayesi ihtiyacının yüksek olduğu sektörlerde bu durum firmalara ciddi bir finansal esneklik kazandırmaktadır. Sigortalı alacakların teminat niteliği taşıması, şirketlerin yatırım planlarını daha güvenli şekilde yapmasına da yardımcı olmaktadır.

İhracat yapan şirketler açısından ticari alacak sigortasının önemi daha da büyüktür. Uluslararası ticarette farklı ülke riskleri, siyasi gelişmeler, ekonomik krizler ve yabancı müşterilerin ödeme performansları önemli risk unsurları arasında yer almaktadır. İhracat alacak sigortaları sayesinde şirketler yurt dışı satışlarını daha güvenli şekilde gerçekleştirebilmekte ve yeni pazarlara açılırken daha güçlü hareket edebilmektedir. Bu durum, küresel pazarda büyümeyi hedefleyen Türk firmaları için önemli bir rekabet avantajı yaratmaktadır.

Sonuç olarak ticari alacak sigortası, günümüz iş dünyasında şirketlerin yalnızca finansal kayıplarını önleyen bir sigorta ürünü değil; aynı zamanda sürdürülebilir büyümeyi destekleyen stratejik bir risk yönetimi aracıdır. Tahsilat güvenliğinin giderek daha önemli hale geldiği ekonomik ortamda, şirketlerin satış kadar tahsilat süreçlerini de profesyonel şekilde yönetmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle Türkiye gibi vadeli ticaretin yaygın olduğu pazarlarda ticari alacak sigortasının önümüzdeki yıllarda çok daha fazla önem kazanacağı ve işletmeler için vazgeçilmez bir güvence mekanizması haline geleceği değerlendirmekteyim.

Tamer TUĞLU

OSİAD Başkan Vekili

3-MALİ PUSULA

Yazan:Hatice ERDOĞAN- Y. Mali Müşavir

BORÇ YÖNETİMİ VE YAPILANDIRMA STRATEJİLERİ

7582 Sayılı Kanun, Taksit Sarmalı ve Finansal Sürdürülebilirlik

İşletmeler için likidite, üretimin sürekli-liği demektir. Ancak yüksek finansman maliyetlerinin hüküm sürdüğü bu dönemde, hammadde fiyatlarını, enerji maliyetlerini ve işçilik giderlerini eş anlı yönetmeye çalışan sanayici; bugün bir de kamu borçları sarmalıyla köşeye sıkışmış durumdadır.

8
başlıksız 2
hatİce erdoĞan mobİl

Bugün sanayicimiz, farkında olmadan dünyanın en pahalı finansman araçlarından birini — ödenemeyen kamu borçlarını — kullanıyor. Kamu borçlanma maliyetinin çok üzerinde seyreden gecikme zamları ve buna eklenen e-haciz baskısı, bu borçları adeta ‘istem dışı bir kredi’ ve operasyonel bir prangaya dönüştürmüş durumda. Peki bu sarmaldan çıkış için tecil ve taksitlendirme gerçekten bir çözüm mü, yoksa yeni bir yük mü?

Mesele artık sadece bir vergi veya SGK borcu ödeme meselesi değildir; mesele, Türkiye’nin üretim kapasitesinin korunması ve rekabet gücünün sürdürülebilmesi meselesidir. Peki 21 Mayıs 2026’da kabul edilen 7582 Sayılı Kanun, (Bu yazı hazırlandığı sırada 7582 Sayılı Kanun henüz Resmî Gazete’de yayımlanmamıştı; kanun 4 Haziran 2026 itibarıyla yürürlüğe girmiştir.) bu finansal baskıya gerçek bir panzehir olabilir mi?

Kamu Borçları ve İşletmeler Üzerindeki Etkisi

Ekonomik faaliyetlerin yavaşladığı veya finansmana erişimin zorlaştığı dönemlerde işletmeler öncelikle çalışan ücretlerini, tedarikçi ödemelerini ve üretimin devamlılığını sağlayacak zorunlu giderleri karşılamaya yönelmektedir. Bu süreçte kamuya olan yükümlülüklerin ertelenmesi çoğu zaman kısa vadeli bir çözüm olarak görülmektedir.

Ancak kamu borçlarının zamanında ödenememesi halinde uygulanan gecikme zamları ve faizler, borcun ana tutarının çok üzerinde bir maliyet yaratmaktadır. Özellikle kâr marjlarının sınırlı olduğu sektörlerde bu durum işletmelerin öz kaynak yapısını zayıflatmakta ve finansal sürdürülebilirliği tehdit etmektedir.

Bugün birçok imalat işletmesinde net kâr marjlarının yüzde 10 seviyesinde veya daha altında gerçekleştiği göz önünde bulundurulduğunda, kamu alacaklarına ilişkin mali yüklerin çok daha yüksek seviyelerde seyretmesi işletmeler açısından ciddi bir finansal baskı oluşturmaktadır. Bu nedenle konu yalnızca bir vergi ya da SGK borcu meselesi değil, aynı zamanda üretim kapasitesinin korunması ve rekabet gücünün sürdürülebilmesi meselesidir.

chatgpt image 4 haz 2026 15 09 57
Mali Pusula

Taksit Sarmalı: Kendi Kâr Marjını Yiyen İşletmeler

Konuyu doğru analiz edebilmek için iki farklı oranı birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Birincisi gecikme zammı: borcun ödenmediği her ay için aylık %3,7 oranında işleyen bu yük, yıllık bazda %44,4’e ulaşıyor. İkincisi ise tecil faizi: taksitlendirmeye girildikten sonra uygulanan bu oran yıllık %39 olup, gecikme zammından daha düşük görünse de uzun vadede devasa bir maliyet yaratıyor.

mp1

Ortalama net kâr marjının %10’u geçmediği bir iklimde, aylık %3,7’lik gecikme zammı bu kârın dört katından fazlasına ulaşıyor. Kâr marjıyla borcunu finanse etmek matematiksel olarak imkânsız hale geliyor.

Üstelik banka kredisinin faizini gider yazabilen işletme, vergi dairesine ödediği tecil faizini Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (KKEG) olarak kaydetmek zorunda kalmaktadır. Hem yüksek faiz ödenmekte hem de bu faizin sağlayabileceği vergi avantajından tamamen mahrum kalınmaktadır. Bu çifte kayıp rekabet gücünü ciddi biçimde zedelemektedir.

‘Yapılandırma Çıktı’ mı, ‘Tecil ve Taksitlendirme’ mi?

Kamuoyunda sıklıkla ‘yapılandırma’ olarak ifade edilen 7582 Sayılı Kanun, klasik anlamda bir vergi affı veya yeniden yapılandırma uygulaması değildir. Borcun ve mevcut mali yüklerin önemli ölçüde silindiği geçmiş düzenlemelerden farklı olarak, mevcut borcun belirli şartlar altında daha uzun vadeye yayılmasını amaçlayan bir tecil ve taksitlendirme mekanizmasıdır. Üç kavramı net biçimde ayırt etmek şarttır:

mp2

7582 Sayılı Kanun: İki Yüzlü Bir Fırsat

Kanun ile 6183/48’de yapılan değişiklikle azami taksit süresi 36 aydan 72 aya çıkarılmakta, teminatsız tecil tutarı ise 1 milyon TL’ye yükseltilmektedir. Bu yönüyle düzenleme işletmelere zaman kazandırmakta ve kısa vadeli likidite baskısını azaltmaktadır. Ancak borcun toplam maliyetini ortadan kaldıran bir çözüm sunmamaktadır.

mp3

Düzenlemenin olumlu yönleri arasında en kritik olanı icra kalkanıdır: ilk taksiti ödediğiniz an banka hesaplarındaki e-hacizler kalkar, operasyonel nefes açılır. ‘Borcu Yoktur’ belgesi alınabilir hale gelir. 

Olumsuz yönlerin başında ise yüksek maliyet sarmalı geliyor: taksitlendirme öncesi aylık %3,7 gecikme zammı, taksitlendirme sonrasında yıllık %39 tecil faizi işliyor. Her iki oran da sürdürülebilir değil. Üstelik bir borcun taksitini ödemek için cari ayın KDV’sini veya SGK primini aksatan işletme doğrudan yeni bir borç döngüsüne giriyor.

Bir Umut Işığı: Üretimde Kurumlar Vergisi %12,5’e İniyor

Tablonun yalnızca karanlık tarafı yok. 7582 Sayılı Kanun’la birlikte gelen önemli bir teşvik daha var: sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlara kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak uygulanacak. Bu oran 2027 vergilendirme döneminden itibaren geçerli olacak.

Finansal Sürdürülebilirlik ve Politika İhtiyacı

Sanayi işletmelerinin uzun vadeli başarısı yalnızca üretim kapasitesiyle değil, mali yapılarının sağlamlığıyla da doğrudan ilişkilidir. Bugün işletmelerin karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan biri, yüksek finansman maliyetleri ile düşük kârlılık arasındaki dengesizliktir.

Üretim yapan işletmelerin yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesini koruyabilmesi için finansal sürdürülebilirliği destekleyen politikalara ihtiyaç bulunmaktadır. Özellikle düşük maliyetli finansman imkânlarının geliştirilmesi, kamu borçlarının yönetilebilir seviyelerde tutulması ve yatırım ortamını güçlendirecek düzenlemelerin sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır.

Sanayicinin üzerindeki bu finansman sarmalını çözmek için ya düşük faizli kalıcı bir yapılandırma paketi ya da önceki kanunlarda olduğu gibi Yİ-ÜFE bazlı bir faiz silme süreci elzemdir.

Taksitlendirme mekanizmaları kısa vadede önemli kolaylıklar sağlamakla birlikte kalıcı çözüm; üretimi destekleyen, finansman maliyetlerini azaltan ve işletmelerin rekabet gücünü artıran yapısal politikaların hayata geçirilmesinden geçmektedir.

chatgpt image 4 haz 2026 17 23 43

SONUÇ OLARAK

Mali yapısını etkin şekilde yönetemeyen bir işletme, ne kadar ileri teknolojiyle üretim yaparsa yapsın, artan finansman maliyetleri karşısında rekabet gücünü korumakta zorlanacaktır. Bu açıdan değerlendirildiğinde 7582 Sayılı Kanun, işletmelere belirli ölçüde nefes aldırabilecek bir düzenleme olmakla birlikte, kamuoyunda zaman zaman algılandığı gibi bir vergi affı veya borç yapılandırması niteliği taşımamaktadır.

Sonuç olarak, kamu alacaklarının tahsili ile üretim ekonomisinin desteklenmesi arasında dengeli bir yaklaşım benimsenmelidir. Tecil ve taksitlendirme uygulamaları kısa vadede önemli kolaylıklar sağlasa da uzun vadeli çözüm; üretimi, yatırımı ve rekabet gücünü destekleyen yapısal politikalarla mümkün olacaktır.

Güçlü sanayi, güçlü ekonomi demektir. Üretimin sürdürülebilirliği, mali disiplin kadar stratejik bir öncelik olarak ele alınmalıdır. Sanayicinin üzerindeki görünmeyen mali yüklerin hafifletilmesi; yalnızca işletmeler için değil, ülke ekonomisinin tamamı için stratejik bir yatırım niteliği taşımaktadır.

Hatice ERDOĞAN

Yeminli Mali Müşavir

SANAYİCİNİN HUKUK AJANDASI

Av.Emrah Çağrı YENİ-OSİAD Genel Sekreteri

İŞ İNSANLARININ YENİ KÂBUSU: KARGODA KAYBOLAN VE ÇALINAN ÇEKLER

Ticaret hayatında bazen tek bir evrakın kaybolması, yıllarca emek verilerek kurulan bir işletmenin geleceğini tehlikeye atabilir. Özellikle ülkemizde hâlen yaygın olarak kullanılan çekler, ticari hayatın vazgeçilmez ödeme araçlarından biri olmayı sürdürmektedir. Ancak son yıllarda iş dünyasının sessizce büyüyen bir sorunu vardır: Kargoda kaybolan veya çalınan çekler.

13
emrah Çağrı yeni
emrah Çağrı yeni mobil

Bir şirket düşünün; borcunu zamanında ödemiş, ticari ilişkilerini eksiksiz yürütmüş olsun. Ancak kargoda kaybolan tek bir çek nedeniyle banka hesapları bloke ediliyor, araçlarına haciz geliyor ve yıllarca sürecek davalarla karşı karşıya kalınıyor. Hatta ticari işletmeler, aynı çeki iki kere ödemek zorunda kalabiliyor. Bugün birçok iş insanı için bu senaryo maalesef bir kurgu değil, acı bir gerçektir.

Birçok iş insanı, kendi düzenlediği ya da müşterilerinden aldığı çekleri ciro ederek ticari ilişki de bulunduğu kişi veya şirketlere göndermektedir. Hız ve pratiklik nedeniyle çoğu zaman tercih edilen yöntem ise kargo şirketleridir. Ne var ki, bu kolaylık kimi zaman telafisi son derece güç sonuçlar doğurabilmektedir. Çünkü gönderilen çeklerin bir kısmı kaybolmakta, bir kısmı ise kötü niyetli kişilerin eline geçmektedir. Burada hemen şunu belirtmeliyiz ki, kargoyla gönderilen çeklerin, teminatlı gönderilenler hariç olmak üzere, beyan edilmeden gönderilmesi halinde TTK. 898/1-a hükmü uyarınca kargo şirketinin hiçbir sorumluluğu bulunmamaktadır.

Burada önemli ve riskli olan hal; çekin kargoda kaybolması ya da çekin çalınması halinde çekin ibraz sürelerinden önce 3.kişilerin eline geçmesidir. Günümüzde en çok rastladığımız olay budur. Çekler bir şekilde kargo çalışanları ya da 3. kişilerce çalınıyor, sahte kaşe ve içi boş tabela şirketi diye tabir ettiğimiz şirketlerin cirolarıyla ödeme günü geldiğinde bankaya sunuluyor ya da vadesinden önce faktöringlere verilerek paraya çevriliyor. Günü geldiğinde ödenmemesi halinde ise bu kişilerce ihtiyati haciz kararı alınarak, çekte imzası bulunan herkes cebri icra tehdidi ile karşı karşıya kalıyor. Araçlarına, taşınmazlarına, banka hesaplarına, menkul mallarına ve 3.kişilerdeki hak ve alacaklarına dahi haciz konulabiliyor. Bu durum ise iş insanları için telafisi imkansız zararlara sebebiyet verebiliyor hatta ticaret hayatının bile bitmesine, iflas etmesine neden olabiliyor.

chatgpt image 11 haz 2026 19 25 08
Çeklerin kaybolması ya da çalınması halinde neler yapılmalıdır? 

Bu durumda derhal Cumhuriyet Başsavcılığa suç duyurusunda bulunulmalı ve TTK 651. Maddesi uyarınca kıymetli evrakın iptali davası açılmalıdır. Ancak burada hemen şunu belirtmeliyiz ki, bu davayı çeki keşide eden kişi açamaz ancak cirantalar açabilir. Bu davanın açılması halinde mahkemeler genelde çek bedelinin % 15’i kadar teminatın yatırılması halinde tedbiren çekin ödenmemesi kararı veriyor. Bu halde dahi çekin üzerinde imzası ve cirosu bulunan kişiler bu riskten kurtulamıyor.

Çünkü ibraz süresi içerinde çekin muhatap bankaya ibraz edilmesi ve çekin bankaca ödenmemesi halinde söz konusu çek hakkında ilgili mahkemelerce ihtiyati haciz kararı verilebiliyor ve yine icraya konulabiliyor. Bu durumda çekte imzası bulunanlar, çeki elinde bulunduran alacaklılara karşı bu sefer icra takibinden sonra açılacak olan Menfi Tespit Davası açmak zorunda kalıyor. Bu davanın açılmış olması halinde mahkemeler yine %15’ten aşağı olmamak kaydıyla göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir. Bu durum yine icra dosyasındaki konulan hacizleri, hatta haczedilmiş malların paraya çevrilmesini de durdurmayacaktır. Ancak çek bedelinin ve icra masraflarının da icra dosyasına yatırılması gerekecektir. 

Bütün bunlar değerlendirildiğinde bu bedelleri ödeme gücü olmayan, ödeme gücü olsa dahi mahkeme süreçlerinin yıllarca devam edeceği, hatta davaların kazanılması halinde dahi bu bedellerin içi boş tabela şirketlerden alınamayacağı, ayrıca çek borçlularının bu parayı birde ticari ilişki içerinde bulundukları cari hesap alacaklılarına karşı ödemek zorunda kalacağı, yani bir borcu iki kere ödemek zorunda kalacağı, ihtimali düşünüldüğünde; kargoyla çek göndermenin ne kadar riskli ve çözümü neredeyse imkansız olduğu anlaşılacaktır

Son zamanlarda çeklerin kaybolması ya da kargoda çalınması olayı iş insanlarının kabusu haline gelmiştir. Bu durum yukarıda da anlatmaya çalıştığım sürecin ve çözümün neredeyse imkansız olduğunu bilen kötü niyetli kişilerin haksız menfaat sağlamalarına neden olmaktadır. Kanaatimce çeklerin çalınması olayı münferit olarak değil tam da tersine kargo çalışanları, paravan şirket sahipleri, bir takım finans kuruluşu çalışanları tarafından organize şekilde yürütüldüğü tahmin edilmektedir. 

chatgpt image 11 haz 2026 19 15 53
Bu durumun önüne geçilmesi için neler yapılmalı ve çözüm önerileri nelerdir?
  • Çek gönderimi mümkün olduğunca fiziksel yöntemlerle yapılmalı.
  • Çeklerin kargo ile gönderilmesi halinde teminatlı- güvenceli yöntem kullanılmalıdır.
  • Çok sık çek alışverişi yapılan firmaların bulunduğu yerde bir bankadan hesap  açtırılıp; yine o banka şubesine çek alma yetkisi verilerek, alınacak çekler o şubeye teslim ettirilmelidir. 
  • Bir an önce dijital çek uygulamalarının yaygınlaştırılması ve finansal sistemin dijital dönüşümünün sağlanması gerekmektedir. 
  • Odalar, borsalar ve ilgili STK’ların teminatlı gönderim yönteminin daha ucuz ve sağlıklı bir şekilde hizmet sağlaması için çeşitli kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde olması protokoller imzalanması gerekmektedir.
  • Adalet Bakanlığı ve finans kuruluşlarının çalışma esasını düzenleyen BDDK arasında söz konusu olayların önüne geçilmesi için görüş alışverişinde bulunup daha sıkı düzenlemelerin getirilmesi sağlanmalıdır.
Sonuç

Bir çekin kaybolması yalnızca bir evrakın kaybı değildir. Bazen bir şirketin nakit akışının bozulmasına, yıllarca sürecek davalara ve sonucunda işletmelerin ticari itibarının zedelenmesine neden olabilmektedir. Ticaret güven üzerine kuruludur. Güvenin korunabilmesi ise risklerin önceden görülmesi ve gerekli tedbirlerin zamanında alınmasıyla mümkündür.

Av. Emrah Çağrı YENİ

OSİAD Genel Sekreteri

e-mail:av.emrahcagriyeni@gmail.com

 

OSİAD AKADEMİ

Yazan:Atila ÇINAR-OSİAD Akademi Başkanı

KOBİ’LER ENDÜSTRİNİN ACİL İHTİYAÇLARI İÇİN VARSA, KOBİ'LERİN ACİL İHTİYACI İÇİN DE OSİAD VAR.

Mühendisliğimin ilk 15 yılının yarısını otomotiv, kalan yarısını da savunma sanayiinde geçirdikten sonra, 1997 yılında OSTİM üzerinden, çok merak ettiğim KOBİ’lere doğru yelken açmıştım.

16
akademi

OSTİM’deki ilk yılımda, o yıllarda yalnızca bir atölye olan HİDROLİFT’de firmanın sahibi Sarı Memed (Mehmet Arslan) ile çalıştım. Ne yazık ki 2019’un Kasım ayında kaybettiğimiz Sarı Memed, OSTİM’e geldiğim KOBİ’leri tanımaya başladığım zamanlarda bana burada nasıl yaşanabileceğini, nasıl ayakta kalınabileceğini bir güzel anlatmıştı.

Yazımın başlığında belirttiğim ‘KOBİ’ler ülkemizin acil ihtiyaçları için var’ sözünün gerçekliğini rahmetli Mehmet Arslan’ın aklımda kalan pek çok anlatısından biriyle teyit etmek isterim. Bir keresinde şöyle bir örnek vermişti: İnşaat sahasında çalışan bir iş makinasının hidrolik silindiri yağ kaçırıyor ve iş görmüyor, dolayısıyla makina da çalışmıyor. Hidrolik silindiri söküp akşam kamyonetle bize getirirler. Ertesi gün sabah da almak isterler çünkü koca makinanın çalışması gerekmektedir. O gece silindir sökülür, gerekli bakım onarım ve revizyon işlemleri yapılır, bozulan veya yıpranan parçalar değiştirilir ve ekipman sabaha hazır edilir.

 

osiad akademiBu anlattığım yalnızca bir örnek, üstelik çok da karmaşık işlemler, kritik uzmanlıklar gerektirmeyen bir örnek. Hafif bir sıyrığa sağlık ocağında müdahale etmek veya bir yaraya pansuman yapmak gibi görece kolay bir işlem. Hayatta ise her zaman daha ağır ve çok acil müdahaleler gerektiren vakalar olmakta. Vakanın ağırlığına bağlı olarak yapılacak işlemler, işlemi yapacak olanlar ve işlem için harcanan süreler değişse de ‘acil müdahale’ gerektiren durum önemini her zaman koruyor.

Burada değindiğim basit hikayeden yola çıkarak, KOBİ niteliğindeki işletmeler için şöyle genel bir tanımlama yapılabilir: Dünyanın pek çok yerinde ve pek çok alanda olduğu gibi, ülkemizde de endüstrinin, iş yaşamının acil ihtiyaçları için KOBİ’ler varlar ve iyi ki de varlar. Onlar olmasaydı, acil müdahaleleri yapmak daha zor olacak ve hayat hiçbir zaman bizler için bu kadar kolay olmayacaktı.

Bir işletmenin işi ansızın çıkan bir yangını söndürmek, beklenmedik bir anda ortaya çıkan olumsuz duruma müdahale etmek olunca, bu işletmenin her an, her durum için, çok farklı bilgiye sahip olma zorunluluğu da kaçınılmaz olmakta. Bir yerde bir kaza olduğunda ve siz hemen bir şey yapmak zorunda olduğunuzda ‘bekleyin ben önce ne yapacağımı araştırıp öğreneyim’ deme şansınız yoktur ne yazık ki. Gerekli bilgi ve deneyime ya sahip olmanız ya da bu bilgi ve deneyime sahip olan birine çok çabuk ulaşabilmeniz gerekir. Bunu yapamazsanız yangın büyüyebilir, her şey kül olabili

chatgpt image 11 haz 2026 20 35 26

Bu nedenle özellikle KOBİ türü işletmelerde ihtiyaç duyulan bu özel çoğu zamanda deneyimle edinilmiş bilgiye, pratiğe çok fazla ihtiyaç var. Zaman zaman buna ‘püf noktası’ dediğimiz de oluyor.

OSİAD Akademi bu püf noktalarını belirleyip kaydeden ve daha sonra bunları başkalarına da öğreten bir yapıyı kurmaya, çalıştırmaya ve canlı tutmaya çalışıyor. Bunun çok kolay olmadığını, başarısızlıkla sonuçlanan pek çok denemenin olduğunu da biliyoruz. Ancak bunu başarmanın gerçek bir ‘beka’ meselesi olduğunu ve başarmaktan başka çaremizin olmadığını da biliyoruz.

OSİAD Akademi bunu başarabilmek için, uzun zamandır iki temel ilkeyi hayata geçirmeye çalışıyor. Bu ilkelerin Akademi’nin yenilikçi yanları ve Akademi’yi içinde yer aldığı alanda öne çıkaracak özellikler olduğunu düşünmekteyiz:

Bu ilkelerin birincisi: Bölgemizde çalışan, değer üreten bir kişi veya kurumun herhangi bir bilgiye ihtiyacı varsa ve bu bilgi de Akademi bünyesinde varsa, hiçbir ön koşul olmaksızın bu bilgi ihtiyacı olana verilmelidir. Çünkü şunu biliyoruz, biz bu bilgiyi verirsek, bu bilgi bir sorunu çözerse ve sorunu çözen kişi veya işletme kazanırsa hepimiz kazanırız. Bu nedenle bilenin bilmeyene öğretmeye hazır olduğu bir yapı oluşturmalıyız.

İlkelerin ikincisi: Esas bilgi kaynağımız bulunduğumuz havzanın, yani OSTİM’in 50 yıllık birikimi olmalıdır. OSİAD Akademi’de bildiklerini öğreten hocalarımız mutlaka bu havzayı tanıyan, alanla ilgili deneyime sahip, bilgisini paylaşmaya gönüllü insanlar olmalıdır. 

Osiad Akademi4

Bu iki temel ilkeyi uygulamak için cesaret ve gücümüzü nereden aldığımıza gelince:

1991’de kurulmuş olan OSİAD’ın gelmiş geçmiş tüm yöneticileri en büyük destekçilerimiz. Bu konularda manevi desteğin ne kadar değerli olduğunu biliyoruz ve bu desteğin olduğunu görmek Akademi Kurulu üyelerine daha çok cesaret veriyor.

Öte yandan OSİAD’ın kurulduğu zamandan bu yana hiçbir zaman bulunduğu yerin gerisine düşmemiş olması Akademi Kurulu için bir başka cesaret unsuru. Akademi de OSİAD’ın bir kuruluşu olduğuna, onun bünyesinden çıktığına, onun genlerini taşıdığına göre OSİAD gibi sağlıklı bir büyümeyi gerçekleştirecektir.

Cumhuriyetimiz 103 yaşında, OSİAD Cumhuriyet’in üçte biri, Akademi ise OSİAD’ın üçte biri yaşında. Başlangıçta bu yaş farkları büyükmüş gibi görünüyor olsa da yıllar geçtikçe kurumların yaşları birbirine yakınsamaya başlıyor. Bu nedenle zaman ilerledikçe nasıl OSİAD daha bir Cumhuriyet Kurumu oluyorsa, benzer şekilde Akademi de yaş alıp olgunlaştıkça OSİAD’ın bir kurumu olarak kalmayı başaracaktır.

Nasıl Cumhuriyetimiz, tüm kurumları ve kuruluş ilkeleri ile yaşayacaksa, OSİAD ve onun kurumları da başta Cumhuriyet’e bağlılık olmak üzere tüm ilkeleri ile hayatta kalmayı sürdürecek.

 

Atila ÇINAR

Makina Mühendisi

Osiad Akademi Başkanı

AYIN KARİKATÜRÜ

Çizen:Elif SARGIN-Mass Optik

openclipart vectors pdf 155498   Pdf İndir

KARGODA KAYBOLAN VE ÇALINAN ÇEKLER

19

ÜYELERDEN HABERLER

Ebru Yemek Hizmetleri

RÖPORTAJ:

Ebru Erdin SEVİNÇ -Ebru Yemek Hiz.

Önce sizi tanıyalım. Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? 

Merhaba, ben Ebru Erdin Sevinç. Ankara  Başkent Organize Sanayi Bölgesi’nde toplu yemek üretimi yapan Ebru Yemek ’in kurucusu ve  yöneticisiyim.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde iktisat okudum. Yüksek lisansımı, Başkent Üniversitesi Gastronomi Bölümün’ de yaptım .Garanti, Yapıkredi gibi bankalarda yönetici olarak çalıştım ve daha sonra gıda sektörüne geçiş yaptım. Evliyim ve iki oğlum var.

20
ebru yemek

Şirket öykünüz nasıl başladı?

Bankalarda yönetici olarak çalışırken bile aklımda hep gıda işi vardı. İlk oğlum doğduktan sonra bankadan ayrıldım kurumsal hayata veda edip Bilkent’te küçük bir restoran açıp yeni bir serüvene başladım. Açtığım ilk restoran benim için okul gibi oldu. Ankara’nın ünlü şefleri ile beraber çalıştık.menü hazırlama, tedarik sistemi oluşturma gibi konuları öğrendim. Aşçılık kurslarına gittim..

2011 yılında işimi büyüterek toplu yemek işine yöneldim. Şu an Başkent  Organize Sanayi Bölgesin’deki 1000m2 lik mutfağımızda Ebru Yemek olarak her gün 40’dan fazla firma için üretim yapıyoruz. Bu yıl TOBB’un düzenlediği yarışmada en hızlı büyüyen kadın girişimci olarak dereceye girdim ve ödül aldık.

Toplu yemek üretiminde güvenilir bir iş ortağıyız; yüksek hacimli operasyonlara cevap verebilen, hijyen ve kalite odaklı bir mutfakta faaliyet gösteriyoruz.

ebru yemek

Yemek, beslenme canlılar için özel bir gereksinim. Doğal olarak çalışma arkadaşlarınızı belirlerken aradığınız ölçütler neler?

Toplu yemek hizmeti yalnızca üretim değil; sağlık, hijyen, disiplin ve sürdürülebilir kalite işi. Bu nedenle ekip arkadaşlarımızda mesleki yeterliliğin yanında hijyen bilinci, sorumluluk duygusu, ekip çalışmasına uyum ve iş güvenliği kültürünü ön planda tutuyoruz. Gıda güvenliği kurallarını benimseyen, operasyon temposuna uyum sağlayabilen ve yaptığı işin insan sağlığıyla doğrudan ilişkili olduğunun farkında olan kişilerle çalışmayı önemsiyoruz.

Hangi sektörlere hizmet veriyorsunuz?

Sanayi kuruluşları, fabrikalar, üretim tesisleri ve farklı ölçeklerdeki işletmelere toplu yemek hizmeti sunuyoruz. Her sektörün çalışma düzeni, vardiya sistemi ve çalışan profili farklı olduğu için hizmet modelimizi ihtiyaca göre şekillendiriyoruz.

Hangi sektörlere hizmet veriyorsunuz?

Sanayi kuruluşları, fabrikalar, üretim tesisleri ve farklı ölçeklerdeki işletmelere toplu yemek hizmeti sunuyoruz. Her sektörün çalışma düzeni, vardiya sistemi ve çalışan profili farklı olduğu için hizmet modelimizi ihtiyaca göre şekillendiriyoruz.

img 5003 scaled
kahvalti ikram scaled
img 4649 scaled

Menü planlamasını nasıl yapıyorsunuz? Beslediğiniz insanların yemek tercihleri nasıl? Menüden eksik olmayan yemek var mı?

Menü planlamasını diyetisyen ve gıda mühendislerimizin desteğiyle; kalori dengesi, çalışan profili, mevsimsellik, ürün erişilebilirliği ve damak tadı gibi kriterleri dikkate alarak hazırlıyoruz. Geleneksel Türk mutfağı hâlâ en çok tercih edilen çizgide yer alıyor. Çorba, pilav-grubu ürünler, etli yemekler ve yardımcı garnitürler menülerde önemli yer tutuyor. Yoğurt ve salata gibi tamamlayıcı ürünler de çalışanların günlük tercihleri arasında öne çıkıyor.

Ülkemizde sık olmasa da gıda zehirlenmesi olayları yaşanıyor. Gıda güvenliği için hangi standartları uyguluyorsunuz?

Gıda güvenliği bizim için en kritik başlık. Üretimin tüm aşamalarında HACCP prensipleri doğrultusunda çalışıyoruz. Hammaddenin kabulünden depolamaya, üretimden sevkiyata kadar tüm süreçlerde sıcaklık takibi, izlenebilirlik, personel hijyeni ve düzenli analiz uygulamaları yürütülüyor. Ayrıca çalışanlarımız düzenli hijyen eğitimlerinden geçiriliyor ve üretim alanlarımız sürekli denetleniyor.

ebru yemek1
ebru yemek7

Yemeklerde kullandığınız gıda ürünlerinin tedarikini nasıl sağlıyorsunuz?

Tedarik sürecinde onaylı ve düzenli denetlenen firmalarla çalışıyoruz. Ürünlerin kalite belgeleri, üretim koşulları ve sürekliliği bizim için önemli kriterler. Özellikle et, süt ürünleri ve kuru gıda gibi kritik kalemlerde izlenebilirliği yüksek tedarik zinciri oluşturuyoruz. Mevsimsel ürünlerde mümkün olduğunca taze ve günlük tedariğe yöneliyoruz

Yemekler hangi sürede ve nasıl teslim ediliyor?

Üretim modeli ve hizmet verilen lokasyona göre değişmekle birlikte yemekler sıcak zincir korunarak, özel taşıma ekipmanlarıyla sevk ediliyor. Amaç, yemeğin üretildiği kaliteyi servis noktasına aynı şekilde ulaştırmak. Sevkiyat planlaması vardiya saatlerine ve işletmenin çalışma düzenine göre organize ediliyor.

⁠Gıda enflasyonunda dünya birincisi miyiz bilmiyorum ama bulunduğumuz coğrafyada en yüksek oranlardan birini yaşıyoruz. Fiyatlar neredeyse günlük değişiyor. Maliyet hesabı ve müşteriyle sözleşmeyi nasıl yapıyorsunuz? Enflasyon oranını ürünlere hangi aralıklarla yansıtıyorsunuz?

Toplu yemek sektörü doğrudan ham madde maliyetlerinden etkilenen bir alan. Et, süt ürünleri, bakliyat, enerji ve lojistik giderlerinde yaşanan hızlı değişimler maliyet yönetimini zorlaştırıyor. Bu nedenle sözleşmelerde genellikle belirli dönemlerde güncelleme mekanizmaları oluşturuluyor. Fiyat revizyonları; resmi enflasyon verileri, ana ham madde maliyetleri ve piyasa koşulları dikkate alınarak karşılıklı değerlendirmeyle yapılıyor. Burada en önemli konu, hem hizmet kalitesini korumak hem de sürdürülebilir bir yapı oluşturabilmek.

img 1313 scaled

Türkiye’de toplu yemek hizmeti oldukça yaygın. Sektörün önde gelenlerinin sahiplik yapıları nasıl? Bir oran var mı?

Türkiye’de toplu yemek sektörü büyük ölçüde yerli sermayeli şirketlerden oluşuyor. Bunun yanında uluslararası bağlantıları bulunan veya yabancı ortaklı yapılar da mevcut. Sektörde hem kurumsal ölçekte faaliyet gösteren büyük firmalar hem de bölgesel hizmet veren orta ölçekli şirketler bulunuyor. Maalesef çok fazla merdiven altı tabir ettiğimiz firma da var. Ve böyle kurumsal olmayan firmalar piyasa dinamiklerini çok bozuyorlar.

Röportaj: Ebru Erdin SEVİNÇ

Firma Sahibi

 

ATATÜRK VE İKTİSADİ BAĞIMSIZLIK

Dr. Çağlar SOLMAZ-Tarihçi/Yazar

19 MAYIS 1919’DAN 23 NİSAN 1920’YE: Siyasi İstiklalden İktisadi Bağımsızlığa Giden Yol

19 Mayıs 1919, sadece bir takvim yaprağı değil; umutsuzluğa karşı bir başkaldırıdır. Mondros Mütarekesi sonrası fiilen işgal edilen Anadolu topraklarında, “milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ilkesi, 1919 Mayıs’ının 19’unda Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak basmasıyla ete kemiğe bürünmüştür.

20
ebru yemek

Şirket öykünüz nasıl başladı?

Bankalarda yönetici olarak çalışırken bile aklımda hep gıda işi vardı. İlk oğlum doğduktan sonra bankadan ayrıldım kurumsal hayata veda edip Bilkent’te küçük bir restoran açıp yeni bir serüvene başladım. Açtığım ilk restoran benim için okul gibi oldu. Ankara’nın ünlü şefleri ile beraber çalıştık.menü hazırlama, tedarik sistemi oluşturma gibi konuları öğrendim. Aşçılık kurslarına gittim..

2011 yılında işimi büyüterek toplu yemek işine yöneldim. Şu an Başkent  Organize Sanayi Bölgesin’deki 1000m2 lik mutfağımızda Ebru Yemek olarak her gün 40’dan fazla firma için üretim yapıyoruz. Bu yıl TOBB’un düzenlediği yarışmada en hızlı büyüyen kadın girişimci olarak dereceye girdim ve ödül aldık.

Toplu yemek üretiminde güvenilir bir iş ortağıyız; yüksek hacimli operasyonlara cevap verebilen, hijyen ve kalite odaklı bir mutfakta faaliyet gösteriyoruz.

ebru yemek

Yemek, beslenme canlılar için özel bir gereksinim. Doğal olarak çalışma arkadaşlarınızı belirlerken aradığınız ölçütler neler?

Toplu yemek hizmeti yalnızca üretim değil; sağlık, hijyen, disiplin ve sürdürülebilir kalite işi. Bu nedenle ekip arkadaşlarımızda mesleki yeterliliğin yanında hijyen bilinci, sorumluluk duygusu, ekip çalışmasına uyum ve iş güvenliği kültürünü ön planda tutuyoruz. Gıda güvenliği kurallarını benimseyen, operasyon temposuna uyum sağlayabilen ve yaptığı işin insan sağlığıyla doğrudan ilişkili olduğunun farkında olan kişilerle çalışmayı önemsiyoruz.

Hangi sektörlere hizmet veriyorsunuz?

Sanayi kuruluşları, fabrikalar, üretim tesisleri ve farklı ölçeklerdeki işletmelere toplu yemek hizmeti sunuyoruz. Her sektörün çalışma düzeni, vardiya sistemi ve çalışan profili farklı olduğu için hizmet modelimizi ihtiyaca göre şekillendiriyoruz.

Hangi sektörlere hizmet veriyorsunuz?

Sanayi kuruluşları, fabrikalar, üretim tesisleri ve farklı ölçeklerdeki işletmelere toplu yemek hizmeti sunuyoruz. Her sektörün çalışma düzeni, vardiya sistemi ve çalışan profili farklı olduğu için hizmet modelimizi ihtiyaca göre şekillendiriyoruz.

img 5003 scaled
kahvalti ikram scaled
img 4649 scaled

Menü planlamasını nasıl yapıyorsunuz? Beslediğiniz insanların yemek tercihleri nasıl? Menüden eksik olmayan yemek var mı?

Menü planlamasını diyetisyen ve gıda mühendislerimizin desteğiyle; kalori dengesi, çalışan profili, mevsimsellik, ürün erişilebilirliği ve damak tadı gibi kriterleri dikkate alarak hazırlıyoruz. Geleneksel Türk mutfağı hâlâ en çok tercih edilen çizgide yer alıyor. Çorba, pilav-grubu ürünler, etli yemekler ve yardımcı garnitürler menülerde önemli yer tutuyor. Yoğurt ve salata gibi tamamlayıcı ürünler de çalışanların günlük tercihleri arasında öne çıkıyor.

Ülkemizde sık olmasa da gıda zehirlenmesi olayları yaşanıyor. Gıda güvenliği için hangi standartları uyguluyorsunuz?

Gıda güvenliği bizim için en kritik başlık. Üretimin tüm aşamalarında HACCP prensipleri doğrultusunda çalışıyoruz. Hammaddenin kabulünden depolamaya, üretimden sevkiyata kadar tüm süreçlerde sıcaklık takibi, izlenebilirlik, personel hijyeni ve düzenli analiz uygulamaları yürütülüyor. Ayrıca çalışanlarımız düzenli hijyen eğitimlerinden geçiriliyor ve üretim alanlarımız sürekli denetleniyor.

ebru yemek1
ebru yemek7

Yemeklerde kullandığınız gıda ürünlerinin tedarikini nasıl sağlıyorsunuz?

Tedarik sürecinde onaylı ve düzenli denetlenen firmalarla çalışıyoruz. Ürünlerin kalite belgeleri, üretim koşulları ve sürekliliği bizim için önemli kriterler. Özellikle et, süt ürünleri ve kuru gıda gibi kritik kalemlerde izlenebilirliği yüksek tedarik zinciri oluşturuyoruz. Mevsimsel ürünlerde mümkün olduğunca taze ve günlük tedariğe yöneliyoruz

Yemekler hangi sürede ve nasıl teslim ediliyor?

Üretim modeli ve hizmet verilen lokasyona göre değişmekle birlikte yemekler sıcak zincir korunarak, özel taşıma ekipmanlarıyla sevk ediliyor. Amaç, yemeğin üretildiği kaliteyi servis noktasına aynı şekilde ulaştırmak. Sevkiyat planlaması vardiya saatlerine ve işletmenin çalışma düzenine göre organize ediliyor.

⁠Gıda enflasyonunda dünya birincisi miyiz bilmiyorum ama bulunduğumuz coğrafyada en yüksek oranlardan birini yaşıyoruz. Fiyatlar neredeyse günlük değişiyor. Maliyet hesabı ve müşteriyle sözleşmeyi nasıl yapıyorsunuz? Enflasyon oranını ürünlere hangi aralıklarla yansıtıyorsunuz?

Toplu yemek sektörü doğrudan ham madde maliyetlerinden etkilenen bir alan. Et, süt ürünleri, bakliyat, enerji ve lojistik giderlerinde yaşanan hızlı değişimler maliyet yönetimini zorlaştırıyor. Bu nedenle sözleşmelerde genellikle belirli dönemlerde güncelleme mekanizmaları oluşturuluyor. Fiyat revizyonları; resmi enflasyon verileri, ana ham madde maliyetleri ve piyasa koşulları dikkate alınarak karşılıklı değerlendirmeyle yapılıyor. Burada en önemli konu, hem hizmet kalitesini korumak hem de sürdürülebilir bir yapı oluşturabilmek.

img 1313 scaled

Türkiye’de toplu yemek hizmeti oldukça yaygın. Sektörün önde gelenlerinin sahiplik yapıları nasıl? Bir oran var mı?

Türkiye’de toplu yemek sektörü büyük ölçüde yerli sermayeli şirketlerden oluşuyor. Bunun yanında uluslararası bağlantıları bulunan veya yabancı ortaklı yapılar da mevcut. Sektörde hem kurumsal ölçekte faaliyet gösteren büyük firmalar hem de bölgesel hizmet veren orta ölçekli şirketler bulunuyor. Maalesef çok fazla merdiven altı tabir ettiğimiz firma da var. Ve böyle kurumsal olmayan firmalar piyasa dinamiklerini çok bozuyorlar.

Röportaj: Ebru Erdin SEVİNÇ

Firma Sahibi

 

GÜMRÜK VE DIŞ TİCARET

Haydar ÇELENK-Gümrük Müşaviri

İTHALATTA KDV MATRAHI

Değerli Okurlarım,

OSİAD (Ostim Sanayici ve İş İnsanları Derneği) üyesi olmaktan gurur duymaktayım. Derneğimizin yayın organı olan Perçin dergisinde kaleme alacağım bu yazıda, gümrük müşaviri olmam sebebiyle ithalatta KDV matrahına değinecek; bu matrah üzerinden alınan, indirim konusu yapılacak ve indirim konusu yapılamayacak Katma Değer Vergisi unsurlarını inceleyeceğim.

 

gümrük ve dış ticaret 27

haydar Çelenk       

Haydar ÇELENK

ÇELENK Gümrük Müşavirliği
Genel Müdür

 

7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı gereğince; ithalatta koruma önlemleri, gözetim uygulanması ve ithalatta haksız rekabetin önlenmesine ilişkin mevzuat kapsamında, ithal edilen malların KDV matrahında bu uygulamalardan kaynaklı olarak ortaya çıkan artış tutarları üzerinden hesaplanan Katma Değer Vergisi’nin indirim konusu yapılması artık mümkün değildir. 57 Seri No.lu Tebliğ ile söz konusu indirim kısıtlamasının usul ve esasları, KDV Genel Uygulama Tebliği’ne eklenmiştir.

Tebliğde; söz konusu uygulamalar kapsamında ithal edilen mallara ilişkin KDV matrahında, bu uygulamalar dışında kalan bedeller ile bu bedellere ilişkin her türlü vergi, resim, harç ve paylar dolayısıyla ödenen KDV’nin indirim konusu yapılmasının mümkün olduğu açıklanmıştır.

Gözetim Uygulaması

Gözetim kıymeti nedeniyle beyan edilen fark tutar, ithalatta KDV matrahına girer; ancak 7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve 57 Seri No.lu KDV Tebliği sonrasında, gözetim uygulamasından kaynaklanan ilave KDV indirim konusu yapılamaz hale gelmiştir.

gümrük3
gümrük ve dış ticaret11

Ek Mali Vergi / Ek Mali Yükümlülük

Ek mali yükümlülük, ilave gümrük vergisi, damping vergisi ve telafi edici vergi; ithalat sırasında ödenen vergi ve mali yükler olup Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 21. maddesi gereğince ithalatta KDV matrahına dahil edilmektedir.

Ek Mali Vergi / Ek Mali Yükümlülüğün Yasal Dayanağı

2976 sayılı Dış Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 3. maddesine göre ek mali yükümlülüğün türü, miktarı, tahsili ve iadesi Cumhurbaşkanı kararlarıyla belirlenmekte; tahsilatında ise 6183 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaktadır.

KDV’ye Etkisi

Ek mali yükümlülük; ithalatta alınan KDV hariç vergi, fon ve pay niteliğinde olduğundan dolayı Katma Değer Vergisi matrahına dahil edilmektedir. KDV Kanunu’nun 21. maddesine göre ithalatta KDV matrahı; CIF kıymet, gümrük vergisi, ilave gümrük vergisi, damping vergisi, ek mali yükümlülük, fonlar ve beyannamenin tesciline kadar yapılan tüm giderlerden oluşmaktadır.

Bir örnek vererek ek mali yükümlülüğün KDV’ye etkisini ve indirim konusu yapılmayan KDV’nin hesaplamasını aşağıdaki tabloda açıklamaya çalışalım:

gümrük2

Yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere, 342.818,12 TL tutarındaki KDV’nin indirim konusu yapılmadığı YMM/YGM raporları ile tespit edilecektir. Bu tespitlere ilişkin süreç şu şekildedir:

7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında, indirimi kabul edilmeyen KDV’nin indirim hesaplarına alınıp alınmadığının tespitine yönelik dönemsel bir kontrol ve tevsik mekanizması getirilmiştir. Buna göre, ithalat yapan mükelleflerin takvim yılının altışar aylık dönemleri (Ocak–Haziran ve Temmuz–Aralık) itibarıyla toplam ithalat bedelleri dikkate alınarak indirim konusu yapılmayan KDV’nin tespiti için bir belirleme yapılmıştır.

Buna göre; altı aylık dönem itibarıyla ithalat bedeli, 46 Sıra No.lu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği’nde belirlenen YMM tasdik sınırını (2.600.000 TL) aşmayan mükelleflerin, söz konusu uygulamalar kapsamında ödenen KDV’nin ilgili dönem KDV beyannamelerinde doğru şekilde indirim konusu yapılıp yapılmadığını kontrol etmeleri gerekmektedir. Mükellefler, bu kontrole ilişkin sonucu altı aylık dönemi izleyen ayın sonuna kadar bağlı oldukları vergi dairesine yazılı olarak bildirmelidir. Tasdik sınırı oldukça düşük tutulduğu için birçok ithalatçı firmanın bu sınıra dahil olması ve YMM raporu alması söz konusudur.



gümrük6

Altı aylık dönem itibarıyla ithalat bedelinin anılan tutarı aşması halinde ise söz konusu uygulamalar nedeniyle ödenen KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılmadığının, altı aylık dönemi izleyen ayın sonuna kadar ibraz edilecek Özel Amaçlı Yeminli Mali Müşavir Raporu ile tevsik edilmesi zorunlu hale gelmiştir. Tebliğde; ithalatın yapıldığı yıl için süresinde düzenlenmiş bir YMM tam tasdik sözleşmesinin bulunması ve düzenlenecek tam tasdik raporunda bu kapsamda gerçekleştirilen ithalatlara ve ödenen KDV’nin indirim durumuna ilişkin açıklamalara yer verilmesi halinde, ayrıca Özel Amaçlı YMM Raporu aranmayacağı belirtilmiştir.

Altı aylık dönem itibarıyla ithalat bedelinin anılan tutarı aşması halinde ise söz konusu uygulamalar nedeniyle ödenen KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılmadığının, altı aylık dönemi izleyen ayın sonuna kadar ibraz edilecek Özel Amaçlı Yeminli Mali Müşavir Raporu ile tevsik edilmesi zorunlu hale gelmiştir. Tebliğde; ithalatın yapıldığı yıl için süresinde düzenlenmiş bir YMM tam tasdik sözleşmesinin bulunması ve düzenlenecek tam tasdik raporunda bu kapsamda gerçekleştirilen ithalatlara ve ödenen KDV’nin indirim durumuna ilişkin açıklamalara yer verilmesi halinde, ayrıca Özel Amaçlı YMM Raporu aranmayacağı belirtilmiştir.

Sonuç olarak; ithalatta gözetim ve ek mali yüklerden dolayı tahakkuk eden KDV tutarlarının indirim konusu yapılamayacağını ve firmaların bu tutarları indirim konusu yapmadıklarını bir YMM raporu ile birlikte bağlı bulundukları vergi dairesi müdürlüğüne ibraz etmeleri gerekmektedir.



ÜNİVERSİTE -SANAYİ KÖPRÜSÜ

Gazi Üniv. Ostim Teknik Bil. Meslek Yüksek Okulu

RÖPORTAJ:

Mete Özbaş-Gazi Üniversitesi Ostim Teknik Bil. Ses. Yük. Okulu Müdür Yardımcısı.

Meslek lisesinin bana çok büyük faydası oldu. Öyle ki 15 yaşında atölye şefi oldum. Mesleğimi çok seviyordum ama bu sistem öğrenme sürecimi inanılmaz hızlandırdı. Üniversiteyi kazandığımda işten ayrılırken yerime sınav yapıp eleman seçerek ayrıldım.

Yukarıdaki sözler Gazi Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı ve OSİAD Akademi Yönetim Kurulu Üyesi Mete Özbaş’a ait. Bu sayımızda Mete Hoca ile Üniversite-sanayi işbirliğini konuştuk.

Keyifle okumanız dileğiyle.

Üniverite sanayi köprüsü
mete Özbaş1
mete Özbaş

Öncelikle biraz kendinizden söz eder misiniz? Sanayi ile yolunuz nasıl kesişti?

Çinçin bölgesinde büyüdüm. Yıldırım Beyazıt Meslek Lisesi’nde, nam-ı diğer “Çinçin Koleji”nde okudum. 15 yaşın-dayken sanayiye girdik. Eğitimin bir kısmı doğrudan sanayide oluyordu. İşte o süreçte sanayinin gerçek anlam-da ne olduğunu gördük.

Genel vasıflı çelik ve tarım aletleri üre-ten, sıcak çekme-haddeleme yapılan bir demir-çelik fabrikasında çalıştım. Okulda teorik olduğu için anlamakta zorlandığım fizik konularını, özellikle de ağırlık merkezini ilk kez burada, hadde-hanede gerçekten kavradım.

“Meslek lisesi bana çok şey kattı; işimi severek ve inanarak yaptığım için 15 yaşında atölye şefi oldum. Bu sistem öğrenme sürecimi o kadar hızlandırdı ki, üniversiteyi kazandığımda yerime sınavla eleman seçerek işten ayrıldım. Her zaman söylerim: Üniversite-sanayi iş birliği, bizi Çinçin’den kurtaran sistemdir.”

Üniversitede de fakülte birincisi oldum. Bu başarım çok zeki olmamdan değil,

gazi ünv

Gazi Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulunun kuruluş hikâyesinden bahseder misiniz?

Üretim açısından son yılların en kritik ihtiyaçlarından biri, üretim süreçlerinde görev alacak nitelikli insan gücüdür. Makinenin başına geçecek, üretim yapacak, kaynak yapacak, torna kullanacak ve teknik bilgi ile uygulamayı birleştirecek çalışanlara ihtiyaç duyuluyor.

Bu ihtiyaca çözüm üretmek amacıyla OSTİM yönetimi, “Gelin, burada bir okul kurun” önerisinde bulundu. Biz de sanayicilere, “Sizin neye ihtiyacınız var?” sorusunu yönelterek yola çıktık. Türkiye’de ilk kez “Kaynakçılık” adıyla bölüm açan okul olduk. Ardından tasarım, makine ve elektrik programları açıldı. Zamanla mekatronik, elektronik ve polimer teknolojisi gibi yeni bölümler de eğitim sistemine dahil edildi.

Başlangıçta her bölümünde yaklaşık 20 öğrencinin bulunduğu butik bir okulduk. Bugün ise yaklaşık 2.000 öğrencilik bir yapıya ulaştık. Bu büyümenin temelinde uyguladığımız eğitim modeli bulunuyor.

gazi 5

Üniversite-sanayi iş birliği neden bu kadar önemli? Bu iş birliği öğrencilere ve sanayicilere ne sağlıyor?

Eğitimde alınan teorik bilginin gerçek üretim ortamında karşılık bulması gerekiyor. Meslek yüksekokullarında uygulamalı eğitim veriliyor ancak teknoloji sürekli değişiyor. Her zaman en yeni makinelerle çalışma imkânı bulunmuyor. Öğrenci temel bilgileri okulda öğreniyor, sanayiye gittiğinde ise son teknoloji makineleri ve seri üretim süreçlerini görüyor.

Bu durum öğrenme sürecini hızlandırırken mezuniyet sonrası istihdamı da kolaylaştırıyor. Sanayi ise ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağına daha kolay ulaşabiliyor.

screenshot
gazi6

Gazi Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu bu süreçte nasıl bir rol üstleniyor?

Bizim için eğitim yalnızca teknik bilgi vermek değildir. Temel yaklaşımımız, köy enstitülerinden gelen “yaparak ve yaşayarak öğrenme” anlayışına dayanır. İnsanların sadece teknik değil, kültürel açıdan da gelişmesi gerektiğine inanıyoruz.

Bu nedenle sadece meslek öğretmiyor, insan yetiştiriyoruz. Öğrencilerimiz iki yıllık eğitim boyunca uygulamanın içinde yer alarak öğreniyorlar.

Sanayicileri okulumuza davet ediyor, öğrencilerimizi büyük firmalarla buluşturuyoruz. Sektör temsilcilerinin deneyimlerini ve beklentilerini doğrudan paylaşmaları öğrenciler üzerinde güçlü bir etki bırakıyor. Örneğin Roketsan’dan gelen bir uzmanın, “Teknik resim okuyup anlayabilen çalışanlar arıyoruz” demesi öğrencilerin bakış açısını değiştirebiliyor.

Öğrencilerimizi araştırma projelerine ve sosyal sorumluluk çalışmalarına da yönlendiriyoruz. Geçtiğimiz yıl sokak hayvanlarına yönelik bir proje yürüttük. Bir başka projede ise öğrencilerimiz yaşlı bireylerin küçük tamirat ihtiyaçlarına destek verdi.

gazi Ünv

Böylece öğrenciler yalnızca teknik bilgi edinmiyor, topluma karşı sorumluluk duygusu da kazanıyor. Bizim anlayışımız, “Kendini geliştirirken yaşadığın topluma da fayda sağla” düşüncesine dayanıyor.

Ayrıca öğrencilerimiz Atatürk rölyefleri, bakır kabartmalar ve Türk devletleri temalı sanat çalışmaları üretiyor. Araştırma ve teknik üretimi bir araya getiren bu çalışmalar daha sonra sergileniyor. Ortaya koydukları kalıcı eserler ise öğrencilerin özgüvenlerini önemli ölçüde artırıyor.

Okulunuzda nasıl bir mesleki eğitim modeli uyguluyorsunuz?

Biz klasik eğitim modelinin dışına çıktık. Öğrenci üç dönem okulda eğitim alırken, sonraki dönemde doğrudan sanayide çalışıyor. Böylece eğitim ve üretim birlikte ilerliyor. Bu modelin ilk örneklerinden biri burada uygulandı.

Başarısı sayesinde Türkiye’deki birçok organize sanayi bölgesindeki meslek yüksekokuluna örnek oldu. Bugün organize sanayi bölgelerinde yaklaşık 25 meslek yüksekokulu bulunuyor ve YÖK de bu modeli destekliyor. Son alınan kararla “3+1” ve “2+2” uygulamalarının yaygınlaştırılması hedefleniyor.

Çünkü üretimin içinde yetişen öğrencilerin iş bulma süreci çok daha kolay oluyor. Bu nedenle özellikle üretim odaklı bölümlere ilgi giderek artıyor.

Öğrencilerimizin önemli bir bölümü mühendislik programlarını kazanabilecek başarı düzeyine sahip gençlerden oluşuyor. Bu durum eğitim kalitesini yükseltirken, sanayiye uyumu da kolaylaştırıyor. Aynı zamanda daha bilinçli, sosyal ve sorumluluk sahibi bireyler yetişiyor. Özellikle kadın öğrencilerin sanayiye katılımı çalışma ortamlarında önemli bir dönüşüm sağladı.

gazi3

Üniversiteyi yalnızca diploma veren bir kurum olarak görmüyoruz. Üniversite; sanayi, toplum ve yaşamla iç içe olduğunda gerçek değer üretir. Meslek yüksekokulları da artık sadece ara eleman değil, sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştiren kurumlardır..

Gelecekte üniversite ve sanayi arasındaki sınırlar daha da azalacak, akademisyenler üretime, sanayiciler ise eğitime daha fazla katkı verecektir. Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak olan da bu güçlü iş birliğidir.

OSİAD'DAN HABERLER

2026 Mart-Haziran ayı içinde gerçekleşen etkinliklerimizi, üye ziyaretlerimizi ve ağırladığımız misafirlerimizi içerir.

32
33
34
34

PROTOKOLLERİMİZ

Osiad üyelerine özel indirim ve avantaj sağlayan firmalarla yapılan protokoller ve detaylarını içerir.

35
36