ZAMAMNSIZ KADINLAR / Av. Elif Şahin

Perçin’in 28.sayısı için hangi üyeyle röportaj yapacağımızı konuşurken Gülşen Hanım, genç ve başarılı bir avukat olan Elif Şahin Uğurlu’nun  geliri sokak hayvanlarına  ve gereksinim sahiplerine verilmek üzere 15 kadınla birlikte bir kitap yazdığını söyledi. Bizim Elif ve Şebnem Hanım da “olur” dercesine bakınca, söyleşi kararı çoktan alınmıştı bile. Eliflerin  (Avukat Elif ve İş insanı Elif Sargın) belirlediği gün ve saatte  OSİAD üyesi Avukat Elif Şahin Uğurlu’nun ofisine gittik söyleşi yapmak üzere.

Percin 28 24 24
sayfa

Sıcak bir karşılama, ardından gelen çay ve kurabiye ikramı ile birlikte aslında söyleşi de başlamıştı.

İlk soru “Bu kadar işin arasında nerden aklınıza geldi kitap yazmak?” oldu.

Bir yoga kursunda, kursa katılanlar konuşurken ortaya atılan fikrin yaklaşık bir yıl tartışılması ve olgunlaştırılması sonucu ortaya çıkmış!

“O gün de öyle oldu.

Aysun Çimenci Hoca, dersin sonunda kadınların arasında dolaşan konuşmaları dinliyordu. Kadın haklarından, hayattan, geçmişten, bugünlerden söz ediliyordu. Herkesin anlatacak bir hikâyesi vardı. Kimi öğretmendi, kimi emekli, kimi hâlâ çalışıyordu. Kimi çocuklarını büyütmüş, kimi torunlarının peşinden koşmuş, kimi yıllarca devlet memurluğu yapmıştı.

Hepsinin ortak bir yanı vardı:

Hayatın içinden geliyorlardı.

Ve hepsi bir şekilde mücadele etmişti.

Bir süre sonra Aysun Hoca’nın aklına bir fikir geldi:

“Kitap yazalım.”

Önce herkes sustu.

Kitap mı?

Kim yazacaktı?

Ne yazılacaktı?

Hangi konuda yazılacaktı?

Hikâye mi olacaktı, deneme mi, masal mı?

Kimse tam olarak bilmiyordu.

Ama bazen bir fikrin gerçekleşmesi için önce onun mümkün olduğuna inanmak gerekmez.

Bazen yalnızca “Neden olmasın?” demek yeterlidir.

İşte böyle başlamış “Zamansız Kadınlar”ın yazılması fikri.

Zamansız Kadınlar
Zamansız Kadınlar Kitap Kapağı

Avukat Elif, hikayesinde her ne kadar nüfusta Raziye olarak bilinse de herkesçe Remziye olarak bilinen anneannesinden ilham almış. Ve yakın zamanda vefat eden anneannesine bu hikayeyi yazmış aslında. Köyde geçen çocukluk günleri…Toprak kokusu…hayatın zorlukları…Kadınların görünmeyen emeği…bir ömrün sessizce başlayıp sessizce sona ermesi… Hikayenin ismi gibi “Sıradan Bir Ölüm.” Yetmiş yıl yaşamak…Çocuk büyütmek…Tarlada çalışmak… Aile kurmak…Sabah kalkıp akşam yeniden eve dönmek…Bütün bunlar da bir başarıydı. Belki de en büyük başarı buydu. Hayatta kalmak.

Zamansız Kadınlar’da Kimi torununa seslenmiş, Kimi kendi hayatından yola çıkmış, kimi deneme, kimi hikâye yazmış. Ve başarmışlar. Birinin ayağına basmadan…birini geride bırakmadan…“Önce benim yazım çıksın.” demeden…kıskançlıkla değil, dayanışmayla.. Kitabın kapağındaki çark da bu yüzden yalnızca bir resim değil bir fikrin sembolü.

Ciddi bir sorun haline gelen sokakta yaşayan patili dostlarla insan ilişkileri bu kitabın da ortaya çıkmasına sebep olan temel sebeplerden. Hayvanların toplanması…Barınaklar…Sahiplendirme…Kısırlaştırma…Sokağa terk edilen hayvanlar…Ve insanın doğaya müdahalesi.  Söyleşimiz boyunca bu konulara da değindik.  Zaten kitaptan elde edilen gelirin büyük kısmı ile gönüllü olarak hayvanlara yardım eden sosyal medyada la-patikolar adıyla faaliyet gösteren hayvan gönüllülerine, kendileri baktıkları sokak hayvanlarına,  onkoloji hastanesine vb birçok yere de destek olmuşlar.  Az çok demeden fayda sağlamışlar.

Avut Elif’in söylediği bir cümle, konuşmanın merkezine oturdu:“Bir hayvanı kurtarmak bile yeter.”

r
whatsapp image 2026 09 07 at 18.09.46
whatsapp image 2026 09 07 at 16.35.29e

Konuşmalarımız sırasında çocukluğundan beri sevdiği bir anlatıyı anımsadı Elif. “Denizyıldızı” hikayesinden bahsetti. Kıyıya vuran binlerce denizyıldızı vardı. Bir adam onları tek tek denize atıyordu. Biri ona: “Ne fark eder? Hepsini kurtaramazsın.” demişti. Adam elindeki denizyıldızını denize bırakıp biri bile kurtulsa yeter! Demişti. Bütün dünyayı değiştiremeyeceklerini biliyorlardı. Ama bir köpeği kurtarabilirlerdi. Bir kediyi tedavi ettirebilirlerdi. Bir hayvana yuva bulabilirlerdi. Bir insanın sofrasına yemek koyabilirlerdi. Bir kadına cesaret verebilirlerdi. Bazen bir hayatı değiştirmek için bütün dünyayı değiştirmek gerekmiyordu.

Bir kişiye dokunmak yeterdi.

Konuşmalar ilerledikçe başka bir çelişki de ortaya çıktı. Şehir ve köy hayatı. İnsanlar köyden şehre gelmek istiyordu. Şehirde yaşayanlar ise hafta sonu köye kaçmak, köy kahvaltısı yapmak, doğaya gitmek istiyordu. Köylü şehirli olmak istiyor, şehirli köye dönmek istiyordu. Ne yaman çelişki değil mi?

Şehir insanı da aslında yıllar sonra aradığı huzurun yıllar önce terk ettiği yerde olduğunu fark ediyordu. Belki sorun köyde ya da şehirde değildi. Sorun, insanın elindekinin değerini ancak kaybettikten sonra anlamasıydı.

Kitabın sonunda Merhume Aysun Çimenci Hocanın yazdığı bir şiir vardı. Merhume diyorum çünkü biz bu röportajı yaptıktan kısa süre sonra röportaj düzenlenirken kitabın yazılmasına vesile olan ve hayatı boyunca birçok canlıya iyiliği dokunmuş Aysun hanımın vefat ettiğini öğrendik.  Bu duruma oldukça üzüldük ancak bu röportaj umarız onun da ruhuna dokunur. Anısı diğer öğrencileri tarafından elbette ömür boyu yaşatılacaktır.

Aysun hanım  tam da şiirinde kadınların mücadelesini anlatmıştı. Savaşmaktan, kaybetmekten, acıdan, yeniden ayağa kalkmaktan söz ediyordu.

imza2

Çünkü kadın olmak çoğu zaman yalnızca yaşamak değil, varlığını kabul ettirmek anlamına geliyordu.

Ve belki de kadınların en büyük mücadelesi, birbirlerinin rakibi olmadıklarını anlamalarıydı.

Bir kadın yükseldiğinde başka bir kadının düşmesi gerekmiyordu.

Bir kadın başarılı olduğunda diğerinin başarısız olması gerekmiyordu.

Bir kadın öne çıktığında diğeri geride kalmak zorunda değildi.

Çark bunun için önemliydi.

Çünkü çarkta tek bir dişli yoktu.

Hepsi birlikte dönüyordu.

Ve belki bütün hikâyenin özü tek bir cümlede saklıydı: “Varmak değil, yolda olmak lazım.” Çünkü kitap aslında kadınların vardığı yer değildi. Yola çıkmalarıydı. Bir yoga dersinin sonunda başlayan küçük bir fikir… On beş kadının ellerinde büyüdü. Bir çarka dönüştü. Bir kitaptan başka hayatlara ulaştı. Bir hayvana mama oldu. Bir hastanın ailesine yemek oldu. Bir kadına cesaret oldu. Ve belki bir gün, kitabın son sayfasını kapatan başka bir kadın kendi kendine şu soruyu sordu: “Peki ya benim hikâyem?

Değerli okurlar,

Ya sizin hikayeniz…

Sami GÖKÇE

Gazeteci/OSİAD Basın Danışmanı