SREBRENİCA – MARŞ MİRA (BARIŞ YOLU)
Bizi biz yapan ortak değerlerimizin başında gelir camilerimiz ve mezarlarımız… Anıt mezarlar, şehitlikler ve en acısı da hain kalleş ve tüm dünyanın gözü önünde gözü dönmüşlerin utanç abidesi toplu mezarlar… Her türlü duygu yoğunluğu ile ziyaret ettik, Fatiha okuduk ve çoğu zaman da engel olmayanlara ve yapanlara lanet okuduğumuz bölgelerden geçtik. Anladım ki gerçekten güçlü ve merhametli bir Türkiye’ye ihtiyacı var dünyadaki mazlum ve güçsüzlerin.
Boşnak şehitlerini onlarla birlikte saygıyla anmak, yakınlarının acısını paylaşmak, onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek, birazda hayatlarına dokunmak hayatımda yaptığım en anlamlı işlerden biri oldu belki de. Şehitlerin mekânı cennet, ruhları şad olsun. Herkesin en az bir kez; belki de hayatlarını ve bazı şeyleri anlamayı başlatacak bu etkinliğe katılması dileğiyle…
Bir belgesel kanalında Boşnaklara 1992-1995 yılında Sırplar tarafından Türk (Müslüman) oldukları için uygulanan vahşet ve soykırımın; 12 yıldır ‘3 günlük 78 km’lik ‘Marş Mira’ (Barış Yürüyüşü) ve 4’üncü gün gerçekleştirilen defin ve anma etkinlikleriyle binlerce kişiyle tamamlandığını görünce 13’üncüsü 2017’de yapılacak programa katılmaya karar vermiştim.
20.yüzyılda hümanizmin beşiği (!) olan Avrupa’nın göbeğinde, binlerce Müslüman Boşnak’ın Birleşmiş Milletler korumasındayken maruz kaldığı ve tüm dünyanın seyirci kaldığı utanç abidesi soykırım, Srebrenica Boşnak Soykırımı 31. yılında ve yine binlerce dünya vatandaşı tarafından hep birlikte kınandı.
Srebrenica Bosna Hersek’in doğusunda bulunan; başkent Saraybosna’ya 132 km, Sırbistan sınırına 10 km uzaklıkta olan bir kenttir. Coğrafi konumu ve doğal kaynakları nedeniyle de tarih içinde önem taşımış bir kenttir. 1992-1995 yıllarında Yugoslavya’nın parçalanma sürecinde yaşanan savaş öncesi nüfusunun % 75,2 Müslüman Boşnaklardan, % 22,7’si Sırplardan oluşan küçük bir Müslüman şehriyken; savaş sonrası Srebrenitsa’da Sırp ordusu tarafından gerçekleştirilen soykırım sonrası bu oran tam tersine dönmüş, Sırplar çoğunluk durumuna gelmiş, büyük Sırbistan hayallerine yaklaşmışlardır.
1992’de başlayan ve üç yıl boyunca devam eden Bosna Savaşı, aralıklarla sürmektedir. Savaştan önce bölgede beraber barış, huzur ve kardeşlik içinde yaşayan Sırp, Hırvat ve Boşnak milletleri, emperyalist güçlerin etkisi ile artık çatışmakta ve bu yangın bir türlü sönmemektedir. 1995 Temmuz’unda küçük bir Müslüman şehri olan Srebrenitsa’da tarihin en büyük, en acımasız ve en insanlık dışı olaylarından birisi yaşanır. Hem de bu vahşet bütün dünyanın gözü önünde yaşanır ve BM’ler ve hümanizmin beşiği olduğunu savunan Avrupa’da dâhil olmak üzere kimse kılını kıpırdatmaz.
Savaş başladıktan sonra Srebrenitsa, BM bünyesindeki Hollanda Barış Gücü askerleri tarafından korunmaya başlanmış ve “güvenli bölge” ilan edilmiştir. Bu nedenle; Kuzey-Bosna’daki Sırplardan kaçan Boşnak siviller hayatta kalabilmek umuduyla Srebrenitsa’ya kaçar ve 10.000 olan nüfus bu sığınma sürecinden sonra 30.000’i aşkın kişiyi barındırmaya başlar. Sığınmacı Boşnak Müslümanlar şehrinin içinde büyük bir akü fabrikası içinde yirmi beş gün çok ağır şartlarda yaşam mücadelesi verirler.
78 Km 3 Gün Temmuz Sıcağında…
her gün 11 saat yürüdük. Geceleri çadırlarımızda yardımlaşarak geçirdik 4 kamp noktasında… Birbirimizin eksiklerini tamamladık; yaralı, su toplamış, patlamış ayaklarımıza pansuman yaptık en önemlisi onları anlamaya çalıştık, onlar aç susuz ve çıplak ayakları ve mermiler altında sadece bir kısmı bu yolu tamamlayabildiler.
O yol öyle bir yoldu ki; çocukların annelerine “çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi anne” diye sordukları yol…
Yol arkadaşlarımızın çoğu Boşnak; yakınlarını şehit verenler o günleri yaşayanlar ve yakınları olmak üzere, ülkemizden katılanlar; Marş Mira Türkiye, Ahbap Grubu, Haydarpaşa Srebrenitsa Gençlik Treni, Bursa Belediyesi ve birçok ülkeden İran, Çek Cumhuriyeti, İsviçre, Alman ve hatta beni enerjisiyle şaşırtan Şilili 65 yaşlarında bir katılımcı idi, kendisine hayran kaldım.
İlk gün Nezuk Köyü’nde yaptığımız kamptan sabah ezan vakti uyanıp çadırlarımızı toplayıp nakil aracına teslim ettik.
Sabah ilahiler eşliğinde hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra açılış konuşmalarını takiben yola koyulduk. Herkesin elinde, sırt çantalarına asılı Türk ve Bosna bayrakları gurur kaynağımızdı.
23 km’lik Nezuk-Liplje arası yol benim gibi sporla pek ilgisi olmayan katılımcıları oldukça yordu; akşam soluğu Kızılhaç tedavi çadırında aldık su toplayan ayaklarımıza ilk tedaviler yapıldı…
İkinci gün 28 km’lik Liplje – Mravinjçi arası zorlu etap orman içi ve arazi şartları yoğunluktaydı. Gün içerisinde bizi canlı tutan yol boyunca köylerinde heyecanla; onları yalnız bırakmadığımız için minnet duygusuyla; kaybettikleri eşleriyle içmekten çok keyif aldıkları Boşnak kahvesi başta olmak üzere, çay, meşrubat, soğuk kuyu kavun karpuz ve bahçelerinden topladıkları ne varsa erik, elma, armut, salatalık ikram ettiler, evlerini en önemlisi gönüllerini açtılar. Çocuklar minik elleriyle şeker, su ikram ettiler. Yolumuzu, zorumuzu kolay eylediler.
Üçüncü ve son gün 27 km’lik Mravinjçi-Potoçari arası çoğunlukla Sırp köyleri ve bölgesinden geçtiğimiz için yolda bizleri motive eden mola noktaları güler yüzlü anneler, nineler çok azınlıktaydı bir ara susuzluktan perişan olduğumu hatırlıyorum. Bir yol arkadaşım matarasında kalan bir su bardağı kadar olan suyun yarısını hiç tereddüt etmeden benimle paylaştı.
Yol boyunca bizlere destek veren, gıda ve içecek dağıtımı yapan uluslararası kuruluşlar; özellikle lokma dağıtımı yapan Türkiye izcilik federasyonuna teşekkürü borç bilirim.
Bizi biz yapan ortak değerlerimizin başında gelir camilerimiz ve mezarlarımız… Anıt mezarlar, şehitlikler ve en acısı da hain kalleş ve tüm dünyanın gözü önünde gözü dönmüşlerin utanç abidesi toplu mezarlar… Her türlü duygu yoğunluğu ile ziyaret ettik, Fatiha okuduk ve çoğu zaman da engel olmayanlara ve yapanlara lanet okuduğumuz bölgelerden geçtik. Anladım ki gerçekten güçlü ve merhametli bir Türkiye’ye ihtiyacı var dünyadaki mazlum ve güçsüzlerin.
“Yüreği yaralı analar”, göz göze geldiğimiz anda birçoğu ile gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım. İçin için ağladıklarını ve vahşetin izini okuyordum gözlerinden… Ve ben de sessizce ağlıyordum, çoğu zaman bu yüzyılda böyle bir vahşete engel olamadığımız için…
Bülent İNAL
OSİAD Üyesi
SREBRENİCA – MARŞ MİRA (BARIŞ YOLU) Devamını Oku »
