Osiad Akademi

KOBİLERİN ACİL İHTİYAÇLARI İÇİN OSİAD AKADEMİYE İHTİYAÇ VAR.

Mühendisliğimin ilk 15 yılının yarısını otomotiv, kalan yarısını da savunma sanayiinde geçirdikten sonra, 1997 yılında OSTİM üzerinden, çok merak ettiğim KOBİ’lere doğru yelken açmıştım.

akademi

OSTİM’deki ilk yılımda, o yıllarda yalnızca bir atölye olan HİDROLİFT’de firmanın sahibi Sarı Memed (Mehmet Arslan) ile çalıştım. Ne yazık ki 2019’un Kasım ayında kaybettiğimiz Sarı Memed, OSTİM’e geldiğim KOBİ’leri tanımaya başladığım zamanlarda bana burada nasıl yaşanabileceğini, nasıl ayakta kalınabileceğini bir güzel anlatmıştı.

Yazımın başlığında belirttiğim ‘KOBİ’ler ülkemizin acil ihtiyaçları için var’ sözünün gerçekliğini rahmetli Mehmet Arslan’ın aklımda kalan pek çok anlatısından biriyle teyit etmek isterim. Bir keresinde şöyle bir örnek vermişti: İnşaat sahasında çalışan bir iş makinasının hidrolik silindiri yağ kaçırıyor ve iş görmüyor, dolayısıyla makina da çalışmıyor. Hidrolik silindiri söküp akşam kamyonetle bize getirirler. Ertesi gün sabah da almak isterler çünkü koca makinanın çalışması gerekmektedir. O gece silindir sökülür, gerekli bakım onarım ve revizyon işlemleri yapılır, bozulan veya yıpranan parçalar değiştirilir ve ekipman sabaha hazır edilir.

 

osiad akademiBu anlattığım yalnızca bir örnek, üstelik çok da karmaşık işlemler, kritik uzmanlıklar gerektirmeyen bir örnek. Hafif bir sıyrığa sağlık ocağında müdahale etmek veya bir yaraya pansuman yapmak gibi görece kolay bir işlem. Hayatta ise her zaman daha ağır ve çok acil müdahaleler gerektiren vakalar olmakta. Vakanın ağırlığına bağlı olarak yapılacak işlemler, işlemi yapacak olanlar ve işlem için harcanan süreler değişse de ‘acil müdahale’ gerektiren durum önemini her zaman koruyor.

Burada değindiğim basit hikayeden yola çıkarak, KOBİ niteliğindeki işletmeler için şöyle genel bir tanımlama yapılabilir: Dünyanın pek çok yerinde ve pek çok alanda olduğu gibi, ülkemizde de endüstrinin, iş yaşamının acil ihtiyaçları için KOBİ’ler varlar ve iyi ki de varlar. Onlar olmasaydı, acil müdahaleleri yapmak daha zor olacak ve hayat hiçbir zaman bizler için bu kadar kolay olmayacaktı.

Bir işletmenin işi ansızın çıkan bir yangını söndürmek, beklenmedik bir anda ortaya çıkan olumsuz duruma müdahale etmek olunca, bu işletmenin her an, her durum için, çok farklı bilgiye sahip olma zorunluluğu da kaçınılmaz olmakta. Bir yerde bir kaza olduğunda ve siz hemen bir şey yapmak zorunda olduğunuzda ‘bekleyin ben önce ne yapacağımı araştırıp öğreneyim’ deme şansınız yoktur ne yazık ki. Gerekli bilgi ve deneyime ya sahip olmanız ya da bu bilgi ve deneyime sahip olan birine çok çabuk ulaşabilmeniz gerekir. Bunu yapamazsanız yangın büyüyebilir, her şey kül olabili

chatgpt image 11 haz 2026 20 35 26

Bu nedenle özellikle KOBİ türü işletmelerde ihtiyaç duyulan bu özel çoğu zamanda deneyimle edinilmiş bilgiye, pratiğe çok fazla ihtiyaç var. Zaman zaman buna ‘püf noktası’ dediğimiz de oluyor.

OSİAD Akademi bu püf noktalarını belirleyip kaydeden ve daha sonra bunları başkalarına da öğreten bir yapıyı kurmaya, çalıştırmaya ve canlı tutmaya çalışıyor. Bunun çok kolay olmadığını, başarısızlıkla sonuçlanan pek çok denemenin olduğunu da biliyoruz. Ancak bunu başarmanın gerçek bir ‘beka’ meselesi olduğunu ve başarmaktan başka çaremizin olmadığını da biliyoruz.

OSİAD Akademi bunu başarabilmek için, uzun zamandır iki temel ilkeyi hayata geçirmeye çalışıyor. Bu ilkelerin Akademi’nin yenilikçi yanları ve Akademi’yi içinde yer aldığı alanda öne çıkaracak özellikler olduğunu düşünmekteyiz:

Bu ilkelerin birincisi: Bölgemizde çalışan, değer üreten bir kişi veya kurumun herhangi bir bilgiye ihtiyacı varsa ve bu bilgi de Akademi bünyesinde varsa, hiçbir ön koşul olmaksızın bu bilgi ihtiyacı olana verilmelidir. Çünkü şunu biliyoruz, biz bu bilgiyi verirsek, bu bilgi bir sorunu çözerse ve sorunu çözen kişi veya işletme kazanırsa hepimiz kazanırız. Bu nedenle bilenin bilmeyene öğretmeye hazır olduğu bir yapı oluşturmalıyız.

İlkelerin ikincisi: Esas bilgi kaynağımız bulunduğumuz havzanın, yani OSTİM’in 50 yıllık birikimi olmalıdır. OSİAD Akademi’de bildiklerini öğreten hocalarımız mutlaka bu havzayı tanıyan, alanla ilgili deneyime sahip, bilgisini paylaşmaya gönüllü insanlar olmalıdır. 

Osiad Akademi4

Bu iki temel ilkeyi uygulamak için cesaret ve gücümüzü nereden aldığımıza gelince:

1991’de kurulmuş olan OSİAD’ın gelmiş geçmiş tüm yöneticileri en büyük destekçilerimiz. Bu konularda manevi desteğin ne kadar değerli olduğunu biliyoruz ve bu desteğin olduğunu görmek Akademi Kurulu üyelerine daha çok cesaret veriyor.

Öte yandan OSİAD’ın kurulduğu zamandan bu yana hiçbir zaman bulunduğu yerin gerisine düşmemiş olması Akademi Kurulu için bir başka cesaret unsuru. Akademi de OSİAD’ın bir kuruluşu olduğuna, onun bünyesinden çıktığına, onun genlerini taşıdığına göre OSİAD gibi sağlıklı bir büyümeyi gerçekleştirecektir.

Cumhuriyetimiz 103 yaşında, OSİAD Cumhuriyet’in üçte biri, Akademi ise OSİAD’ın üçte biri yaşında. Başlangıçta bu yaş farkları büyükmüş gibi görünüyor olsa da yıllar geçtikçe kurumların yaşları birbirine yakınsamaya başlıyor. Bu nedenle zaman ilerledikçe nasıl OSİAD daha bir Cumhuriyet Kurumu oluyorsa, benzer şekilde Akademi de yaş alıp olgunlaştıkça OSİAD’ın bir kurumu olarak kalmayı başaracaktır.

Nasıl Cumhuriyetimiz, tüm kurumları ve kuruluş ilkeleri ile yaşayacaksa, OSİAD ve onun kurumları da başta Cumhuriyet’e bağlılık olmak üzere tüm ilkeleri ile hayatta kalmayı sürdürecek.

 

Atila ÇINAR

Makina Mühendisi

Osiad Akademi Başkanı

KOBİLERİN ACİL İHTİYAÇLARI İÇİN OSİAD AKADEMİYE İHTİYAÇ VAR. Devamını Oku »

ATÖLYELERDE PARÇALARIN BOYUTSAL KALİTE KONTROLÜNÜ KİMLER YAPMALI?

OSİAD Akademi bünyesinde ağırlıklı olarak ana sanayi firmaları için parça üreten tedarikçi firmaların teknik elemanlarına eğitimler verilmekte. Bu eğitimlerin temel hedefi tedarikçi firmanın ana sanayiden gelen talebi doğru okumasını, iyi anlamasını ve işini doğru yapmasını sağlamaya yönelik olmakta. Ana sanayinin talebi ise çoğu zaman bir ‘teknik resim’ ve tamamlayıcı bazı dokümanlar (standart, şartname vb.) ile tarif edilmekte. Talepte dile getirilen işin (ürünün) önce anlaşılması, sonra imal edilmesi ve en sonunda da uygunluğunun denetlenmesi (kalite kontrol) imalatçı firmalarımızda yürüyen temel süreçler.

Atila ÇINAR
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Atila ÇINAR

Mak. Müh.

OSİAD Akademi Başkanı

Akademi’de uzman hocalarımız tarafından bu süreçlerde yer alan, başta mühendisler olmak üzere teknik işgörenlere eğitimler verilmekte, deneyim aktarımları yapılmakta.

Doğal olarak eğitim konularımız arasında imal edilen parçaların kalite kontrolu da önemli bir yer edinmiş durumda. Hem temel atölye ekipmanları (kumpas, mikrometre, mihengir vb.) ile hem de CMM (Koordinat Ölçme Cihazı) vb. ile ölçümlerin nasıl yapılabileceği anlatılmakta. Eğitim alan firma çalışanlarımız da edindikleri bilgiyi işyerlerinde uygulamaya çalışıyorlar.

Ancak, nihai ürünlerimiz ve dolayısı ile parçalarımız karmaşıklaştıkça kalite kontrol işlemleri doğal olarak daha çok zaman almaya ve kontrol maliyetleri toplam maliyet içinde önemli bir yekûn tutmaya başladı. Bu nedenle de olacak, içinde bulunduğumuz zamanda bu konuyla ilgili iki kritik soru ile çok sık karşılaşmaya başladık.

– Parçaların boyutsal ve geometrik muayeneleri yapılırken teknik resimdeki tüm özellikler kontrol edilip raporlanmalı mı?

– Parçaların boyutsal ve geometrik muayenesinden kimler sorumlu olmalı?

Osiad Akademi Kalite Kontrol

Bu yazıda bu iki kritik sorunun yanıtı olabilecek bir yol göstermeye çalışacağım. Ancak önce konuyla ilgili kendi deneyimimden kısaca bahsetmek istiyorum:

1983 yılında bir mühendis olarak ilk iş yerim olan HEMA Dişli Fabrikası’nda çalışmaya başladığımda görev tanımım ‘Kalite Kontrol Metot Mühendisliği’ idi. Beş yıl kadar çalıştığım HEMA Dişli’de, çaylak bir mühendis olarak verilen bu unvanın anlamını ne kadar iyi kavramış olduğumu hatırlamıyorum. Ancak benden beklenenleri yapmak için elimden geleni yaptığımı ve konuyla ilgili çok iyi bir öğrenme süreci geçirdiğimi söylemeliyim.

Aradan 40 yıldan fazla zaman geçti. Sürekli olarak makina parçalarının tasarımının, imalatının ve kontrolunun yapıldığı ortamlarda bulundum, bulunmaya da devam ediyorum. Görev tanımlarım, yaptığım işler değişse de ortam değişmedi. Meslek yaşamım hep teknik resim, bu resimlere uygun olması beklenen makina parçaları ve bu uygunluğun kontrolu için kullanılan araç gerecin arasında geçti.

Bu uzun sayılabilecek sürede tanık olduğum bir durum var: Teknolojideki gelişmelerin sağladığı yeni araçlar (özellikle CAD – CAM – CMM) sayesinde tasarım – imalat – kalite kontrol ve test süreçleri arasındaki kalın sınır çizgileri giderek inceldi neredeyse kalmadı. Buna karşılık tasarımcı – imalatçı – kalite kontrolcü ve montajı yapanların gerçek konumları arasındaki mesafeler arttı, bazı durumlarda araya ülkelerin sınırları girdi.

Osiad Akademi Perçin1

Öte yandan işlerin pek çoğu eskiye göre çok daha acil. Bu nedenle montaj hattına gelen bir parçanın hatalı olduğunun anlaşılmasının maliyeti çok yüksek olabiliyor. Özellikle tasarım, imalat, kalite kontrol ve montaj yapanların fiziksel olarak birbirlerinden uzak, neredeyse farklı şehirlerde hatta ülkelerde olmaları parçalardaki hataların nedenlerinin analiz edilmesini zorlaştırıyor.

Parçaların giderek daha karmaşık ve hassas, işlerin daha acil ve miktarların da çoğu zaman yüksek olduğu zamanlardan geçerken iki faaliyet her zamankinden daha kritik olmaya başladı:

– Tasarımın, bütünleme (montaj) ve parça fonksiyonu göz önüne alınarak yapılması, boyut ve toleransların ayrıca geometrik toleransların gereksinime göre belirlenmesi.

– İmal edilen parçaların boyutsal ve geometrik muayenelerinin uygun ekipman kullanılarak eksiksiz yapılması.

İşte tam burada, parçaların boyutsal ve geometrik muayeneleri söz konusu olduğunda oldukça önemli ve yanıtlanması her zaman kolay olmayan, yazının girişinde dile getirdiğim iki kritik soru ile daha fazla karşılaşmaya başladık:

  1. Soru: Üretilmiş bir parçanın muayenesi (özellikle boyutsal ve geometrik kontrolları) yapılırken teknik resimde olan tüm özellikler kontrol edilip raporlanmalı mı?
  2. Soru: Muayenelerin tümü Kalite Kontrol Birimi tarafından mı yapılmalı? Soru başka türlü sorulacak olursa, bütün boyut ve geometrik özelliklerin kontrolu sorumluluğu Kalite Kontrol Birimi çalışanlarında mı olmalı?

Kuşkusuz bu iki soru bugünün soruları değil. Muhtemelen makina imalatının yapıldığı, sanayi devriminin ilk yıllarından beri sorulan ve yanıtı aranan sorular. Sanırım soruların yanıtı ise yazının başında belirttiğim, genç bir mühendis için yapılan ‘Kalite Kontrol Metot Mühendisliği’ tanımının içinde yer almakta: Ne kontrol edilecek, kim kontrol edecek, hatalı parçaların sorumlusu kim olacak?

Osiad Akademi Perçin2

Bu soruların yanıtları ilk bakışta kolay gibi gözükmekle birlikte, uygulamada her zaman önemli sorunlarla karşılaşılmakta. Bu nedenle bu üç kritik soruya biraz daha yakından bakmakta yarar var.

Ne kontrol edilecek?

Tasarımcı (müşteri) çok doğal olarak imal edilen parçanın tüm boyutsal ve geometrik özelliklerinin teknik resimde belirtilen tolerans aralıkları içinde olmasını bekliyor. Dolayısıyla bir teknik resimde genel ya da özel tolerans verilmiş tüm unsurların işi yapan (tedarikçi) tarafından mutlaka kontrol edilmiş ve doğrulanmış olması şarttır.

Tasarımı yapan taraf (müşteri) haklı olarak teknik resimde belirtilmiş olan tüm boyutsal ve geometrik özelliklerin kontrol edilip doğruluklarından emin olunmasını istiyor. Bu istek gereği çoğu zaman parçaların tüm özellikleri tek tek kontrol edilip raporlanıyor. Ancak bu işlemin maliyetinin çok yüksek olduğu da bir gerçek. 

Bu durumda ikinci soru olan ‘kim kontrol edecek’ sorusu özellikle maliyet optimizasyonu açısından çok kritik hale geliyor.

Kim kontrol edecek?

Kontroller çoğu zaman parçanın imalatı işini yüklenen tedarikçi bünyesindeki Kalite Kontrol Birimi tarafından veya bir üçüncü taraf (Kaynağında Muayene Hizmeti) üzerinden yapılabilir.

Bu durumda parçanın imalatına başlanmadan önce, nasıl bir proses planlaması (parça nasıl, hangi işlem sırası ile yapılacak vb.) yapılıyorsa, benzer şekilde bir kalite planlamasının da yapılması ve hangi özelliklerin işi yapan operatör (imalatçı) tarafından yapılacağının belirlenmesi yoluna gidilebilir. Bu planın da imalatı yapacak kişiye açıkça anlatılıp ihtiyacı olan ekipmanın (genellikle kumpas, GEÇER GEÇMEZ mastar vb. kolay kullanılabilen ekipman) ona verilmesi gerekir.

Osiad Akademi Perçin3
Bu aşamada imalatçının sorumluluğuna verilen özellikler iki kategoriye ayrılabilir:

Birincisi parçanın işlenmek üzere tezgah üzerinde sabitlenmesi için kullanılan unsurların (çoğu zaman parçanın DATUM unsurları) doğruluğunun kontrolu (bağlama yüzeyinin düzlemselliği, dayanma yüzeyinin bağlama yüzeyine dikliği gibi).

İkincisi ise teknik resimde yer alan tüm genel toleranslı (ISO 2768-1m vb. genel tolerans standardı ile kontrol edilen) unsurların (pahlar, yuvarlatmalar dahil) uygun ekipmanla kontrol edilip, kayıt altına alınması. İmalatçı tarafından yapılan kontroller ile ilgili kayıtların müşteriye gönderilmesi zorunluluğu olmamalı ancak bu kayıtlar izlenebilirlik vb. nedenlerle tedarikçi firma tarafından muhafaza edilmelidir.

Bu kontrolleri yapıp kayıt altına almasını istediğimiz bir operatörün, talaşlı imalat ile ilgili önemli bazı temel bilgi ve prensipleri bildiğinden, bunların ona öğretildiğinden emin olunması da ayrıca gereklidir:

Talaşlı imalat işlemlerinde kullanılan, malzeme, makina, kesici takım, parçanın oturmasında, dayanmasında, bağlanmasında kullanılan aparatlar (fikstür) vb. ile ilgili temel gerekler biliniyor ve bu gerekler sürekli gözlenip kontrol ediliyorsa, genel toleranslı boyut ve geometrilerde kolay kolay hata olmamalıdır.

Hatalı parçaların sorumluluğu kimde olacak?

Sözleşmelerde aksi belirtilmediği sürece, bir olumsuzluk durumunda sorumluluk her zaman doğal olarak parçanın imalatı işini yüklenen tarafta olmalıdır. Ortada hatalı üretilmiş bir parça varsa ve bu hata parça müşteriye ulaştıktan sonra, örneğin montaj sırasında ortaya çıkmışsa tedarikçinin hatasını kabul etmekten ve bunun bedelini ödemekten başka çaresi kalmamaktadır. Önceden görülemeyen ve montaj hattına kadar gelip montaj olmadığında fark edilen bir hatanın maliyeti kimi zaman çok yüksek olabiliyor. O halde üretilen bir parçaya tedarikçide, taslak malzemenin testerede kesilmesinden bitmiş parçanın paketlenmesine kadar kimin eli dokunmuşsa herkes yaptığı işten sorumlu olduğunu unutmamalıdır. Kimi durumlarda buna ‘Toplam Kalite Yönetimi’ dendiği de oluyor.

Şu soru akla gelebilir tabi: Peki süreç içerisinde yer alan herkes kalite kontrolden sorumlu olacaksa, ‘Kalite Birimi’ ne yapacak, onun sorumluluğu ne olacak?

Kalite Birimi iki şeyi yapmalı:

Birincisi, parçaların montajı doğrudan etkileyecek olan, görece dar toleranslı kritik unsurlarının kontrolunu ve raporlanmasını bizzat üstlenmeli ve parçalarda kritik unsurların doğruluğundan emin olmalı.

İkincisi, kritik olmayan geniş toleranslı unsurların kontrolundan kimlerin sorumlu olduğunu, ilerde bir hata çıktığında geriye dönük olarak izlenebilirliğin nasıl sağlanabileceğini gösteren Kalite Planları’nı yapıp uygulaması.

Tedarikçi işletmelerimiz, her seviyede çalışanına yaptığı işten sorumlu olduğunu ne kadar hissettirebilirse hem kalite kontrol maliyetleri azalacak, hem de müşteriye hatalı parça gitme ihtimali aşağılara çekilecektir.

Atila ÇINAR

Makina Mühendisi

Osiad Akademi Başkanı

ATÖLYELERDE PARÇALARIN BOYUTSAL KALİTE KONTROLÜNÜ KİMLER YAPMALI? Devamını Oku »

OSİAD AKADEMİ NEDEN VAR?

Konuyla ilgili pek çok insanın uzun yıllardır ısrarla dile getirmekte olduğu bir gerçek var: 

Katma değeri yüksek ürünler geliştirip üretebilmemiz için iyi eğitim almış, beceri seviyesi yüksek işgörenlere ihtiyacımız var. 

Bu ihtiyacın ülkenin geleceği için ne kadar hayati olduğunu, bunun gerçekten bir beka meselesi olduğunu aklı başında, ülkesinin refahını savunan herkes biliyor, söylüyor.

Osiad Akademi

Konuyla ilgili pek çok insanın uzun yıllardır ısrarla dile getirmekte olduğu bir gerçek var: 

Katma değeri yüksek ürünler geliştirip üretebilmemiz için iyi eğitim almış, beceri seviyesi yüksek işgörenlere ihtiyacımız var. 

Bu ihtiyacın ülkenin geleceği için ne kadar hayati olduğunu, bunun gerçekten bir beka meselesi olduğunu aklı başında, ülkesinin refahını savunan herkes biliyor, söylüyor.

İşte bunun için eğitim, Cumhuriyet’in kurulduğu yıllardan beri tüm yöneticiler için önem verilmesi, kaynak ayrılması ve hiçbir zaman önemini yitirmemesi gereken bir başlık olmuştur. Bunun gereği olarak, nitelikli insanlar yetiştirilmesi amacıyla, köylere varana kadar ilk okullar açılmış, enstitüler, fakülteler ve üniversiteler kurulmuştur.

Okul çağında olan milyonlarca çocuk ve gencimiz var. Meslek okullarından veya üniversitelerden her yıl on binlerce genç mezun olup hayata atılma yoluna giriyor. Kuşkusuz her genç çalışma yaşamına, kurumsal olduğu düşünülen büyük firmalarda veya güvenilir olduğu düşünülen kamu kurumlarında başlamayı düşünür. Ancak hem kurumsal olduğu düşünülen büyük özel sektör kuruluşlarının, hem de kamunun işe almadaki kriterleri nedeniyle pek çok gencin, üzülerek belirtelim ki, çoğu zaman gönülsüz de olsa, KOBİ niteliğindeki işletmelerde çalışmaya başladığını görüyoruz.

Osiad Akademi2

Genç bir teknik elemanın (mühendis, teknisyen gibi) ise KOBİ niteliğinde işletmelerde çalışmaya başladığında yaşadığı önemli bazı zorluklar var. Gözlemlerimize göre bu zorlukların başında gelenler:

        • Çalışma koşullarının görece daha ağır olması,

        • Çalışanların kimi zaman pek çok farklı işi de yapmak durumunda kalması,

         •  Ücretlerin görece düşük olması,

         •  Genç çalışanlara deneyim aktaracak, yol gösterecek kişilerin genellikle olmaması ve pek çok şeyin ‘el yordamıyla’ öğrenilmesi, buna bağlı olarak önemli hataların yapılabilmesi,

      • Çalışma ortamlarındaki konforun görece düşük olması,

Bu vb. nedenler çoğu zaman gençlerin isteyerek, severek, öğrenme heyecanı taşıyarak çalışabilmesinin önündeki başlıca engeller olarak duruyor.

Oysa, organize sanayi bölgelerinde çoğu zaman bu durumdaki, bu ruh hali içindeki gençlere çok değerli takım tezgahları (5 eksenli işleme merkezleri gibi), çok gelişmiş ölçüm ekipmanları (CMM cihazları gibi), çok değerli malzemeler, kesici takım ve aparatlar, önemli kaynaklar ayrılarak edinilmiş yazılımlar teslim ediliyor. Yani bu gençlere birçok durumda neredeyse işletmenin tüm birikimi olan sabit sermayesi teslim ediliyor.

Bu durum hem işveren için hem de genç işgören için zorluklarla dolu bir çalışma ortamı yaratıyor. İşveren tereddütlü ve tedirgin, işgören ise ne yapacağını, nasıl yapacağını bilemez durumda olabiliyor.

 İşte bu durumlarda, lisede, meslek yüksek okulunda veya fakültede edinilmiş bilgi ve beceriler zorlukları aşmak için yetersiz kalabiliyor. 

akademi1

Buradaki sorun bir yolu bulunarak çözülemez ise, makinalar, malzeme, takım aparat, yazılım vb. hatalı kullanılabiliyor ve maliyeti kolay kolay hesaplanamaz bir gerçek ortaya çıkıyor:

VERİMSİZLİK.

Onca para, birikim harcanarak oluşturulmuş olan sabit sermaye yeteri kadar verimli kullanılamıyor. Ortaya çıkan ve ‘kalitesizliğin maliyeti’ diyebileceğimiz zarar ve ziyanın hesaplanması kolay değil ancak büyük bir kaybın olduğunu tahmin etmek de zor değil.

OSTİM Sanayici ve İşinsanları Derneği (OSİAD) kurulmuş olduğu 1991 yılından bu yana, sanayileşerek üretmeyi savunmuş bir sivil toplum kuruluşu olagelmiştir. Özellikle 2000’li yıllarla birlikte, dünyada ve ülkemizde teknolojinin ve buna bağlı olarak sanayinin yönelimleri, bu alandaki radikal değişimler, tehditler ve fırsatlar OSİAD tarafından yakından izlenmiştir. 

Bu dönemde, başta OSTİM firmaları olmak üzere KOBİ niteliğindeki işletmelerin yaşayacağı, iyi eğitim almış, beceri seviyesi yüksek işgören ihtiyacının karşılanması sorunu

 OSİAD yönetimlerinin sürekli gündeminde olmuştur. Konuyla ilgili düzenlenen çalıştaylara, istişare toplantılarına katılımlar sağlanmış, bazı çalışmalar bizzat OSİAD tarafından düzenlenmiştir.  Özellikle ilimizde ve yakın çevremizde bulunan meslek liseleri, meslek yüksek okulları ve fakültelerle eğitim programları konuşulmuş, endüstrinin ihtiyaçları dile getirilmiştir. 

Osiad Akademi4

Bu dönemde, başta OSTİM firmaları olmak üzere KOBİ niteliğindeki işletmelerin yaşayacağı, iyi eğitim almış, beceri seviyesi yüksek işgören ihtiyacının karşılanması sorunu

 OSİAD yönetimlerinin sürekli gündeminde olmuştur. Konuyla ilgili düzenlenen çalıştaylara, istişare toplantılarına katılımlar sağlanmış, bazı çalışmalar bizzat OSİAD tarafından düzenlenmiştir.  Özellikle ilimizde ve yakın çevremizde bulunan meslek liseleri, meslek yüksek okulları ve fakültelerle eğitim programları konuşulmuş, endüstrinin ihtiyaçları dile getirilmiştir. 

Bu çalışmalar artarak devam ederken, dönemin OSİAD yöneticileri anlamlı bir adım daha atarak 2016 yılında OSİAD Akademi’yi de kurdular.

OSİAD Akademi’nin başlıca amacı, gençlerimize, mezun oldukları okullardan almış oldukları bilgiyi kaldıraç yaparak, işletmelerimizde var olan teknik altyapıyı (özellikle gelişmiş makinalar, malzeme, ekipman ve yazılım) olabildiğince verimli kullanma bilgi ve becerisini kazandırmaktır. Hedefimiz ise, orta vadede, ‘KOBİ Mühendisliği’ olarak adlandıracağımız bir disiplinin ortaya çıkmasını sağlamaktır. 

Böyle bir yola çıkarken, OSTİM’in yaklaşık 50 yıllık bilgi birikimi, bu bilgiyi sonraki kuşakların da yararlanması için seferber etmeye gönüllü olanlar en büyük güvencemiz. Bir yerlerde var olan bilgiyi o bilgiye ihtiyacı olanlara çabuk ve kolay ulaştırabilmenin aracı olmak istiyoruz. Geçtiğimiz 10 yıllık Akademi deneyimi ve pratiğimiz bunun mümkün olduğunu gösteriyor. Bu nedenle heyecanla yolumuza devam ediyoruz.

Atila ÇINAR

Osiad Akademi Başkanı

www.akademi.osiad.org.tr

17

OSİAD AKADEMİ NEDEN VAR? Devamını Oku »