GAZİ ÜNİVERSİTESİ OSTİM TEKNİK BİLİMLER MESLEK YÜKSEK OKULU
RÖPORTAJ:
Mete Özbaş-Gazi Üniversitesi Ostim Teknik Bil. Ses. Yük. Okulu Müdür Yardımcısı.
Meslek lisesinin bana çok büyük faydası oldu. Öyle ki 15 yaşında atölye şefi oldum. Mesleğimi çok seviyordum ama bu sistem öğrenme sürecimi inanılmaz hızlandırdı. Üniversiteyi kazandığımda işten ayrılırken yerime sınav yapıp eleman seçerek ayrıldım.
Yukarıdaki sözler Gazi Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı ve OSİAD Akademi Yönetim Kurulu Üyesi Mete Özbaş’a ait. Bu sayımızda Mete Hoca ile Üniversite-sanayi işbirliğini konuştuk.
Keyifle okumanız dileğiyle.
Devamını Oku
Öncelikle biraz kendinizden söz eder misiniz? Sanayi ile yolunuz nasıl kesişti?
Çinçin bölgesinde büyüdüm. Yıldırım Beyazıt Meslek Lisesi’nde, nam-ı diğer “Çinçin Koleji”nde okudum. 15 yaşın-dayken sanayiye girdik. Eğitimin bir kısmı doğrudan sanayide oluyordu. İşte o süreçte sanayinin gerçek anlam-da ne olduğunu gördük.
Genel vasıflı çelik ve tarım aletleri üre-ten, sıcak çekme-haddeleme yapılan bir demir-çelik fabrikasında çalıştım. Okulda teorik olduğu için anlamakta zorlandığım fizik konularını, özellikle de ağırlık merkezini ilk kez burada, hadde-hanede gerçekten kavradım.
“Meslek lisesi bana çok şey kattı; işimi severek ve inanarak yaptığım için 15 yaşında atölye şefi oldum. Bu sistem öğrenme sürecimi o kadar hızlandırdı ki, üniversiteyi kazandığımda yerime sınavla eleman seçerek işten ayrıldım. Her zaman söylerim: Üniversite-sanayi iş birliği, bizi Çinçin’den kurtaran sistemdir.”
Üniversitede de fakülte birincisi oldum. Bu başarım çok zeki olmamdan değil,
Gazi Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulunun kuruluş hikâyesinden bahseder misiniz?
Üretim açısından son yılların en kritik ihtiyaçlarından biri, üretim süreçlerinde görev alacak nitelikli insan gücüdür. Makinenin başına geçecek, üretim yapacak, kaynak yapacak, torna kullanacak ve teknik bilgi ile uygulamayı birleştirecek çalışanlara ihtiyaç duyuluyor.
Bu ihtiyaca çözüm üretmek amacıyla OSTİM yönetimi, “Gelin, burada bir okul kurun” önerisinde bulundu. Biz de sanayicilere, “Sizin neye ihtiyacınız var?” sorusunu yönelterek yola çıktık. Türkiye’de ilk kez “Kaynakçılık” adıyla bölüm açan okul olduk. Ardından tasarım, makine ve elektrik programları açıldı. Zamanla mekatronik, elektronik ve polimer teknolojisi gibi yeni bölümler de eğitim sistemine dahil edildi.
Başlangıçta her bölümünde yaklaşık 20 öğrencinin bulunduğu butik bir okulduk. Bugün ise yaklaşık 2.000 öğrencilik bir yapıya ulaştık. Bu büyümenin temelinde uyguladığımız eğitim modeli bulunuyor.
Üniversite-sanayi iş birliği neden bu kadar önemli? Bu iş birliği öğrencilere ve sanayicilere ne sağlıyor?
Eğitimde alınan teorik bilginin gerçek üretim ortamında karşılık bulması gerekiyor. Meslek yüksekokullarında uygulamalı eğitim veriliyor ancak teknoloji sürekli değişiyor. Her zaman en yeni makinelerle çalışma imkânı bulunmuyor. Öğrenci temel bilgileri okulda öğreniyor, sanayiye gittiğinde ise son teknoloji makineleri ve seri üretim süreçlerini görüyor.
Bu durum öğrenme sürecini hızlandırırken mezuniyet sonrası istihdamı da kolaylaştırıyor. Sanayi ise ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağına daha kolay ulaşabiliyor.
Gazi Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu bu süreçte nasıl bir rol üstleniyor?
Bizim için eğitim yalnızca teknik bilgi vermek değildir. Temel yaklaşımımız, köy enstitülerinden gelen “yaparak ve yaşayarak öğrenme” anlayışına dayanır. İnsanların sadece teknik değil, kültürel açıdan da gelişmesi gerektiğine inanıyoruz.
Bu nedenle sadece meslek öğretmiyor, insan yetiştiriyoruz. Öğrencilerimiz iki yıllık eğitim boyunca uygulamanın içinde yer alarak öğreniyorlar.
Sanayicileri okulumuza davet ediyor, öğrencilerimizi büyük firmalarla buluşturuyoruz. Sektör temsilcilerinin deneyimlerini ve beklentilerini doğrudan paylaşmaları öğrenciler üzerinde güçlü bir etki bırakıyor. Örneğin Roketsan’dan gelen bir uzmanın, “Teknik resim okuyup anlayabilen çalışanlar arıyoruz” demesi öğrencilerin bakış açısını değiştirebiliyor.
Öğrencilerimizi araştırma projelerine ve sosyal sorumluluk çalışmalarına da yönlendiriyoruz. Geçtiğimiz yıl sokak hayvanlarına yönelik bir proje yürüttük. Bir başka projede ise öğrencilerimiz yaşlı bireylerin küçük tamirat ihtiyaçlarına destek verdi.
Böylece öğrenciler yalnızca teknik bilgi edinmiyor, topluma karşı sorumluluk duygusu da kazanıyor. Bizim anlayışımız, “Kendini geliştirirken yaşadığın topluma da fayda sağla” düşüncesine dayanıyor.
Ayrıca öğrencilerimiz Atatürk rölyefleri, bakır kabartmalar ve Türk devletleri temalı sanat çalışmaları üretiyor. Araştırma ve teknik üretimi bir araya getiren bu çalışmalar daha sonra sergileniyor. Ortaya koydukları kalıcı eserler ise öğrencilerin özgüvenlerini önemli ölçüde artırıyor.
Okulunuzda nasıl bir mesleki eğitim modeli uyguluyorsunuz?
Biz klasik eğitim modelinin dışına çıktık. Öğrenci üç dönem okulda eğitim alırken, sonraki dönemde doğrudan sanayide çalışıyor. Böylece eğitim ve üretim birlikte ilerliyor. Bu modelin ilk örneklerinden biri burada uygulandı.
Başarısı sayesinde Türkiye’deki birçok organize sanayi bölgesindeki meslek yüksekokuluna örnek oldu. Bugün organize sanayi bölgelerinde yaklaşık 25 meslek yüksekokulu bulunuyor ve YÖK de bu modeli destekliyor. Son alınan kararla “3+1” ve “2+2” uygulamalarının yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Çünkü üretimin içinde yetişen öğrencilerin iş bulma süreci çok daha kolay oluyor. Bu nedenle özellikle üretim odaklı bölümlere ilgi giderek artıyor.
Öğrencilerimizin önemli bir bölümü mühendislik programlarını kazanabilecek başarı düzeyine sahip gençlerden oluşuyor. Bu durum eğitim kalitesini yükseltirken, sanayiye uyumu da kolaylaştırıyor. Aynı zamanda daha bilinçli, sosyal ve sorumluluk sahibi bireyler yetişiyor. Özellikle kadın öğrencilerin sanayiye katılımı çalışma ortamlarında önemli bir dönüşüm sağladı.
Üniversiteyi yalnızca diploma veren bir kurum olarak görmüyoruz. Üniversite; sanayi, toplum ve yaşamla iç içe olduğunda gerçek değer üretir. Meslek yüksekokulları da artık sadece ara eleman değil, sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştiren kurumlardır..
Gelecekte üniversite ve sanayi arasındaki sınırlar daha da azalacak, akademisyenler üretime, sanayiciler ise eğitime daha fazla katkı verecektir. Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak olan da bu güçlü iş birliğidir.
GAZİ ÜNİVERSİTESİ OSTİM TEKNİK BİLİMLER MESLEK YÜKSEK OKULU Devamını Oku »
