Mühendisliğimin ilk 15 yılının yarısını otomotiv, kalan yarısını da savunma sanayiinde geçirdikten sonra, 1997 yılında OSTİM üzerinden, çok merak ettiğim KOBİ’lere doğru yelken açmıştım.
Devamını Oku
OSTİM’deki ilk yılımda, o yıllarda yalnızca bir atölye olan HİDROLİFT’de firmanın sahibi Sarı Memed (Mehmet Arslan) ile çalıştım. Ne yazık ki 2019’un Kasım ayında kaybettiğimiz Sarı Memed, OSTİM’e geldiğim KOBİ’leri tanımaya başladığım zamanlarda bana burada nasıl yaşanabileceğini, nasıl ayakta kalınabileceğini bir güzel anlatmıştı.
Yazımın başlığında belirttiğim ‘KOBİ’ler ülkemizin acil ihtiyaçları için var’ sözünün gerçekliğini rahmetli Mehmet Arslan’ın aklımda kalan pek çok anlatısından biriyle teyit etmek isterim. Bir keresinde şöyle bir örnek vermişti: İnşaat sahasında çalışan bir iş makinasının hidrolik silindiri yağ kaçırıyor ve iş görmüyor, dolayısıyla makina da çalışmıyor. Hidrolik silindiri söküp akşam kamyonetle bize getirirler. Ertesi gün sabah da almak isterler çünkü koca makinanın çalışması gerekmektedir. O gece silindir sökülür, gerekli bakım onarım ve revizyon işlemleri yapılır, bozulan veya yıpranan parçalar değiştirilir ve ekipman sabaha hazır edilir.
Bu anlattığım yalnızca bir örnek, üstelik çok da karmaşık işlemler, kritik uzmanlıklar gerektirmeyen bir örnek. Hafif bir sıyrığa sağlık ocağında müdahale etmek veya bir yaraya pansuman yapmak gibi görece kolay bir işlem. Hayatta ise her zaman daha ağır ve çok acil müdahaleler gerektiren vakalar olmakta. Vakanın ağırlığına bağlı olarak yapılacak işlemler, işlemi yapacak olanlar ve işlem için harcanan süreler değişse de ‘acil müdahale’ gerektiren durum önemini her zaman koruyor.
Burada değindiğim basit hikayeden yola çıkarak, KOBİ niteliğindeki işletmeler için şöyle genel bir tanımlama yapılabilir: Dünyanın pek çok yerinde ve pek çok alanda olduğu gibi, ülkemizde de endüstrinin, iş yaşamının acil ihtiyaçları için KOBİ’ler varlar ve iyi ki de varlar. Onlar olmasaydı, acil müdahaleleri yapmak daha zor olacak ve hayat hiçbir zaman bizler için bu kadar kolay olmayacaktı.
Bir işletmenin işi ansızın çıkan bir yangını söndürmek, beklenmedik bir anda ortaya çıkan olumsuz duruma müdahale etmek olunca, bu işletmenin her an, her durum için, çok farklı bilgiye sahip olma zorunluluğu da kaçınılmaz olmakta. Bir yerde bir kaza olduğunda ve siz hemen bir şey yapmak zorunda olduğunuzda ‘bekleyin ben önce ne yapacağımı araştırıp öğreneyim’ deme şansınız yoktur ne yazık ki. Gerekli bilgi ve deneyime ya sahip olmanız ya da bu bilgi ve deneyime sahip olan birine çok çabuk ulaşabilmeniz gerekir. Bunu yapamazsanız yangın büyüyebilir, her şey kül olabili
Bu nedenle özellikle KOBİ türü işletmelerde ihtiyaç duyulan bu özel çoğu zamanda deneyimle edinilmiş bilgiye, pratiğe çok fazla ihtiyaç var. Zaman zaman buna ‘püf noktası’ dediğimiz de oluyor.
OSİAD Akademi bu püf noktalarını belirleyip kaydeden ve daha sonra bunları başkalarına da öğreten bir yapıyı kurmaya, çalıştırmaya ve canlı tutmaya çalışıyor. Bunun çok kolay olmadığını, başarısızlıkla sonuçlanan pek çok denemenin olduğunu da biliyoruz. Ancak bunu başarmanın gerçek bir ‘beka’ meselesi olduğunu ve başarmaktan başka çaremizin olmadığını da biliyoruz.
OSİAD Akademi bunu başarabilmek için, uzun zamandır iki temel ilkeyi hayata geçirmeye çalışıyor. Bu ilkelerin Akademi’nin yenilikçi yanları ve Akademi’yi içinde yer aldığı alanda öne çıkaracak özellikler olduğunu düşünmekteyiz:
Bu ilkelerin birincisi: Bölgemizde çalışan, değer üreten bir kişi veya kurumun herhangi bir bilgiye ihtiyacı varsa ve bu bilgi de Akademi bünyesinde varsa, hiçbir ön koşul olmaksızın bu bilgi ihtiyacı olana verilmelidir. Çünkü şunu biliyoruz, biz bu bilgiyi verirsek, bu bilgi bir sorunu çözerse ve sorunu çözen kişi veya işletme kazanırsa hepimiz kazanırız. Bu nedenle bilenin bilmeyene öğretmeye hazır olduğu bir yapı oluşturmalıyız.
İlkelerin ikincisi: Esas bilgi kaynağımız bulunduğumuz havzanın, yani OSTİM’in 50 yıllık birikimi olmalıdır. OSİAD Akademi’de bildiklerini öğreten hocalarımız mutlaka bu havzayı tanıyan, alanla ilgili deneyime sahip, bilgisini paylaşmaya gönüllü insanlar olmalıdır.
Bu iki temel ilkeyi uygulamak için cesaret ve gücümüzü nereden aldığımıza gelince:
1991’de kurulmuş olan OSİAD’ın gelmiş geçmiş tüm yöneticileri en büyük destekçilerimiz. Bu konularda manevi desteğin ne kadar değerli olduğunu biliyoruz ve bu desteğin olduğunu görmek Akademi Kurulu üyelerine daha çok cesaret veriyor.
Öte yandan OSİAD’ın kurulduğu zamandan bu yana hiçbir zaman bulunduğu yerin gerisine düşmemiş olması Akademi Kurulu için bir başka cesaret unsuru. Akademi de OSİAD’ın bir kuruluşu olduğuna, onun bünyesinden çıktığına, onun genlerini taşıdığına göre OSİAD gibi sağlıklı bir büyümeyi gerçekleştirecektir.
Cumhuriyetimiz 103 yaşında, OSİAD Cumhuriyet’in üçte biri, Akademi ise OSİAD’ın üçte biri yaşında. Başlangıçta bu yaş farkları büyükmüş gibi görünüyor olsa da yıllar geçtikçe kurumların yaşları birbirine yakınsamaya başlıyor. Bu nedenle zaman ilerledikçe nasıl OSİAD daha bir Cumhuriyet Kurumu oluyorsa, benzer şekilde Akademi de yaş alıp olgunlaştıkça OSİAD’ın bir kurumu olarak kalmayı başaracaktır.
Nasıl Cumhuriyetimiz, tüm kurumları ve kuruluş ilkeleri ile yaşayacaksa, OSİAD ve onun kurumları da başta Cumhuriyet’e bağlılık olmak üzere tüm ilkeleri ile hayatta kalmayı sürdürecek.
Atila ÇINAR
Makina Mühendisi
Osiad Akademi Başkanı
